21 Nisan 2018 Cumartesi

Dalaman'daki esrarengiz helikopterin kimliği belirlendi

15 Temmuz gecesi Dalaman Havalimanı’na Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı uçağından almak amacıyla giden esrarengiz helikopterlerin kimlik numaralarına ulaşıldı
15 Temmuz darbe ve iç işgal girişimi sırasında Dalaman'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı almak amacıyla giden esrarengiz helikopterlerin transponder numarası tespit edildi. Abdurrahman Şimşek'in konuyla ilgili Sabah'ta yer alan haberi şöyle:

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazılan 24 Ekim 2016 tarihli yazıda "16 Temmuz 2016 tarihinde saat 00.38.44'te Dalaman Havalimanı üzerinde tespit edilmeye başlanan ve askeri kaynaklarca LK 423-LL014 iz numaraları ile takip edilen trafiğe ilişkin bilgimiz bulunmamaktadır" deniliyor. Bu ibare, helikopterlerden birinin transponder (kimliklendirmeye yarayan teknik aparat) numarasını gösteriyor. Dolayısıyla helikopterin o geceki pilotunun kim olduğunu bulmak mümkün.

KULEDE GENERAL KONUŞMASI

Ayrıca Milli İstihbarat Teşkilatı'na devredilen Gölbaşı Elektronik Sistemler'in tespit ettiği LK 460 numaralı helikopter var. SABAH Özel İstihbarat Bölümü'nün ulaştığı kayıtlara göre bu helikopter, 00.37.57'den 00.41.29'a kadar Dalaman Havalimanı üzerindeyken radara takılıyor. Diğer helikopterlerin transponder numarası ise LK 2563 ve LK 2475. Dalaman'da darbe girişimi sırasında primary radar kayıtları vasıtasıyla tespit edilen ve kimi görevliler tarafından çıplak gözle de görüldüğü doğrulanan üç esrarengiz askeri helikopterin transponder numaralarının tespiti, helikopterleri kullanan pilotların kimliğinin belirlenmesi için zorunlu. Ancak bugüne kadar bu pilotların kimliğine ulaşılmadı. Ankara Ahlatlıbel Kule'de 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece yapılan bir konuşmada Sönmezateş ve suikast ekibinin Marmaris'ten Milas'a gideceği ve orada Yılmaz Özkaya'nın bulunduğu yönünde bir konuşma geçiyor. (Bu konuşma ceridelere geçirilmedi) Konuşma anlaşılmayınca görevliye tekrar ettiriliyor ve görevli "Özkaya Milas'taymış, oraya gideceklerini söylediler" diyor.

15 Temmuz günü Dalaman'a gelen subaylardan biri de Eskişehir Birleştirilmiş Hava Harekât Başkanı Abdurrahman Arslan.

Arslan darbe girişimine katılmaktan tutuklu. 15 Temmuz'un hemen öncesinde, 12 Temmuz'da Dalaman'a giden iki general daha var, onlar da darbe girişimine katılmaktan tutuklu. Bu generaller, Diyarbakır 2'nci Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezi eski Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli ile 8'inci Ana Jet Üssü eski Komutanı Tuğgeneral Deniz Kartepe. İki general, o gün Dalaman Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün (TİGEM) girişinde Dalaman Hava Meydan ve Garnizon Komutanı Albay Murat Selçuk Çol ile buluştu. Bu buluşma kavşaktaki polise ait MOBESE dome kamera (Yatay düzlemde 360, dikey düzlemde 180 derecelik harekât kabiliyetine sahip kamera) tarafından tespit edildi.

Generaller Dalaman'a arsa bakmak üzere geldiklerini söylediler. Tıpkı Adil Öksüz'ün Akıncı'ya arsa bakmaya geldiğini söylemesi gibi... Kartepe ve Darendeli darbe girişimine katılmaktan yargılanıyor. Ancak bu ikilinin Dalaman'daki keşif istihbarat faaliyetleri ve buluşmaları ne Marmaris, ne Dalaman, ne de Akıncı dosyasına şüpheli eklenmedi. Gökhan Sönmezateş, hain timiyle birlikte bu keşif fotoğraflarıyla Marmaris'e gitmişti. Kartepe, Cumhurbaşkanı'nın bulunduğu otelin havadan keşif istihbaratının F-16'larla yapıldığı, fotoğraflarının çekildiği tarihte, yani 12 Temmuz'da Diyarbakır'dan kalkan uçaklarla Dalaman'a geldi. İzinli olan Darendeli de Aksaz Deniz Üssü'nden özel aracıyla Dalaman'a intikal etti. Burada Darendeli ve Kartepe ile buluşan Murat Çol, NATO bünyesinde görev yapmak üzere Afganistan'a geçici görevle gönderildi. Çol'un Dalaman'da düzmece ceridelerin hazırlanmasından birinci derecede sorumlu olduğu belirtiliyor.

Darbeci askerler Erdoğan'ı almak için İzmir'den gelen ATA uçağının içinde olduğunu düşündükleri Cumhurbaşkanı'nı göremeyince aldatıldıklarını sanıp havalimanından ayrıldı. 1 saat sonra Erdoğan ve ailesini taşıyan helikopter alana geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ATA uçağına binerek İstanbul'a hareket etti.

KAYITLARA GEÇİRİLMEYEN GÖRÜŞMELER

Erdoğan'ı öldürmek ya da yakalamak üzere saat 03:30'da Marmaris'e giden hain timin başındaki isim olan darbeci Gökhan Sönmezateş savcılıktaki ifadesinde o gün izinli olan Korgeneral Yılmaz Özkaya ile bir telefon görüşmesi yaptığını söylüyor.

Cerideye (kayıt) bu görüşme ile ilgili herhangi bir not düşülmemiş. Sönmezateş ifadesinde o gece pek telefon kullanmadığı halde 'operasyonla ilgisiz' olduğunu savunduğu birkaç telefon görüşmesi yaptığını açıklıyor. Bu noktada görüşme yaptığını söylediği ve ismini verdiği kişi Korgeneral Yılmaz Özkaya ile ilgili "Özkaya beni arayarak (ki kendisi de benim gibi izinde idi) Ankara'da bir hareketliliğin olduğunu, olanlardan haberimin olup olmadığını sordu. Ben de Ankara dışında olduğumu öğrenince kendisine haber vereceğimi söyledim" diyor.



Darbeci genareller Deniz Kartepe ve Atilla Darendeli ile Albay Murat Selçuk Çol TİGEM girişinde buluştu.

CEVAP BEKLEYEN SORULAR

1- 15 Temmuz gecesi Dalaman Kule'de FETÖ'cü olduğu bilinen, askerlerden sorumlu imam ve ByLock kullanıcısı olduğu sonradan ortaya çıkan Muhammed Mustafa Öğüt'e nasıl görev verildi? Öğüt, o gece kulede olduğu ve esrarengiz helikopterlerle ilgili bütün operasyonu yönettiği halde darbe ve Cumhurbaşkanı'na suikast girişiminden değil, neden sadece örgüt üyeliğinden ceza aldı?
2- Dalaman'a 12 Temmuz'da tıpkı Adil Öksüz gibi "Arsa bakmak için geldik" diyen tutuklu darbeci generaller Deniz Kartepe ve Atilla Darendeli ile 12 Temmuz günü buluştuğu dome kamera kayıtlarıyla sabit olan Albay Murat Selçuk Çol hakkında neden işlem yapılmadı? Çol niçin apar topar Afganistan'a dış göreve gönderildi?
3- Yılmaz Özkaya, ifadesinden anlaşıldığı kadarıyla o gece darbe girişiminin içinde olan Gökhan Sönmezateş, Bekir Ercan Van, Hasan Hüseyin Demirarslan ve Necip Yılmaz gibi isimleri aradı. Her ayrıntıyı cerideye yazdıklarını ifadesinde söyleyen Özkaya, bütün bu isimlerle yapılan görüşmelerin cerideye yazılmasını neden sağlamadı?
4- Kütahya'da 15'inde izinli olan ve okey oynayan personel bile neden 16'sında nöbetçiymiş gibi cerideye yazıldı. 16'sına ait Kütahya Radar bant çözüm raporunda Bülent Tuğçebay ismi -kulede öyle biri olmadığı halde- neden yazıldı?



3 darbeci komutana ağırlaştırılmış müebbet

Hatay'da FETÖ'nün darbe girişimi davasında eski 39. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Hasan Polat ile 2 sanık ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi
Hatay'da Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin davada, sözde "Hatay sıkıyönetim komutanı" olarak belirlenen dönemin 39. Mekanize Piyade Tugay Komutanı eski tuğgeneral Hasan Polat'ın da arasında bulunduğu 3 sanık ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi.

Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve 27'si tutuklu 44 sanığın yargılandığı davanın karar duruşmasına bazı sanıklar ve avukatları katıldı.

Sanıklar ve avukatlarının son savunmalarının ardından mahkeme heyeti kararını açıkladı.

Heyet, eski tuğgeneral Hasan Polat, eski 121. Jandarma Er Eğitim Alay Komutanı albay Etem Metehan Yaşar ve eski Merkez Komutanı albay Kadir Ayhan'a "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.

"Darbe girişimine yardım" suçundan ise eski Trafik Şube Müdürü Mehmet Kamil Ekmekçi 16 yıl 8 ay, bir mahalle muhtarının kardeşi olan Cabir Dik de 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Eski asker ve polislerin arasında yer aldığı 27 sanık ise "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün ile 12 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkum edildi.

Heyet, 10 sanığın beraatini ve firari 2 sanığın dosyalarının tefrik edilmesini de kararlaştırdı.

Telekom'un işgali davasında 40 kişiye müebbet

Acıbadem'deki Türk Telekom binasının işgaline ilişkin darbe davasında, 7 sanığa ağırlaştırılmış müebbet, 33 sanığa müebbet hapis cezası verildi.
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde Acıbadem'deki Türk Telekom binası işgal edilmeye çalışırken çıkan olaylarda, Acıbadem Mahallesi Muhtarı Mete Sertbaş dahil 6 kişinin şehit edilmesine ilişkin tutuklu 41 askerin yargılandığı dava karara bağlandı.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, sanıkların son sözlerine aldıktan sonra kararını açıkladı. Davayı karara bağlan mahkeme heyeti, rütbeli sanıklar Astsubay Serkan Aplak, uzman çavuşlar Ali Karahan, Bayram Aydın, Özgür Kaya, Hasan Övez ve Yasin Kayhan'ın, "anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs" etme ve çıkan olaylarda 6 kişiyi “kasten öldürme" suçlarından 7'şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Tutuklu rütbeli sanıklardan eski Teğmen Şerif Özbay'ın 6 kişinin değil, 2 kişinin ölümünden sorumlu olduğunu belirten heyet, bu sanığa da, "anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs" etme ve çıkan olaylarda "2 kişiyi kasten öldürme" suçlarından 3'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etti.

Mahkeme heyeti, er sıfatları nedeniyle eylem içindeki katılma ve hareket durumlarını göz önüne aldığı 33 ere ise Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddesinde yer alan indirim halini uygulayarak, "anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs" ve çıkan olaylarda "6 kişiyi kasten öldürme" suçlarından 7'şer kez müebbet hapis cezasına hükmetti.

Tutuklu sanıklardan er Muhammet Şahin'in, olaylarda dahil olmadığı gerekçesiyle tüm suçlardan beraatine karar veren heyet, bu sanığın tahliyesini de kararlaştırdı.
Heyet, sanıkları diğer suçlardan da değişen oranlarda hapis cezalarına çarptırdı.

19 Nisan 2018 Perşembe

Ömer Halisdemir davasında karar çıktı

Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin davada 18 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığını (ÖKK) ele geçirmek isteyen darbeci general Semih Terzi'yi vurarak darbe teşebbüsünün seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin davada, 18 sanığın tamamı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza ve İnfaz Kurumları Kampüsü'ndeki salonda görülen duruşmada sanıkların son sözlerinin sorulmasının ardından Mahkeme Başkanı Bayram Kantık, hükmü açıkladı.

Buna göre, 18 sanığın tamamı, Ömer Halisdemir'e yönelik "nitelikli kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, sanıklar hakkında takdir indirimi uygulamadı.

Mahkeme heyeti, bütün sanıklara, "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi ancak fiilden sonraki davranışlarını dikkate alarak sanıkların 13'ünün cezasını takdiri indirimle müebbet hapse çevirdi.

Mahkeme, diğer sanıklar hakkında takdiri indirim uygulamadı.

17 Nisan 2018 Salı

Aljazeera Türk sitesinde 15 Tem 2016 13:08 tarihinde 'Paralel Yapı' Ana İddianamesi açıklanmaya başlamıştı

Aljazeera Türk sitesinde 15 Tem 2016 15:51 tarihinde 'Paralel Yapı' Ana İddianamesi: TSK içindeki yapılanma endişe verici boyutlarda başlığı ile iddianame detayları yayınlanmaya başlamıştı.

--

'Paralel Yapı' Ana İddianamesi: Gülen yarı Tanrı gibi...

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Gülen yapılanması’ hakkındaki ana iddianamede , Gülen yapılanmasının da diğer terör örgütleri gibi ‘hücre evi’ modeli kullandığını, Cemaat'in lideri Fethullah Gülen'in 'yarı Tanrı gibi' görüldüğünü ifade etti.
15 Tem 2016 Güncelleme 13:09 TSİ

Fethullah Gülen Yapılanmasına yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Gülen yapılanmasına yönelik yürütülen ‘ana soruşturma’ kapsamında hazırlanan iddianamede örgüt lideri olarak Fethullah Gülen yer aldı. Gülen’in yanı sıra iddianamede Hidayet Karaca, Ekrem Dumanlı ve Akın İpek gibi isimlerin de bulunduğu 73 kişi suçlanıyor.

İddianame ‘örgütün mali yapısı’, ‘örgütün insan kaynakları’, ‘örgütün mali yapısı’ gibi farklı 12 bölümden oluşuyor.

Gülen yapılanmasının bir terör örgütü olduğunu ifade eden savcılık, bu örgütün ‘Devletin kurumlarını ele geçirmek ve anayasal düzeni yıkarak yerine otoriter totaliter bir “cemaat oligarşisi/zümre hâkimiyetine dayanan devlet düzeni” kurmak’ amacını taşıdığını ifade etti.

'Emeği ile geçinen kimseler soruşturma dışı tutuldu'

Soruşturmanın kapsamı hakkında da bilgi veren savcılık, “Bu örgütün evinde kalan, yurtlarında barınan veya okul yada dershanelerinde öğrenim gören gençler, dershane, özel okul ve yurtlarda faaliyet yürüten öğretmenler ve yöneticiler, aynı şekilde örgütün emrinde faaliyet yürüten dernek, vakıf, banka veya ticari şirket çalışanları, bu örgütün elindeki işyerlerinde ücretli çalışan emeği ile geçinen kimseler, açıkça bir suça karışmadıkları sürece sırf bu irtibatları ceza sorumluluğu doğurmadığından özellikle soruşturma dışında tutulmuştur” ifadelerini kullandı.

'Devletin şevkât ve merhametine sığınanlar soruşturma dışı tutuldu'

Fethullah Gülen örgütünün sempatizanı olup, bu örgütü dini bir kuruluş sanarak cemaate gönül bağı bulunanların soruşturma dışında tutulduğunu vurgulayan savcılık, “Fetullahçı Terör Örgütünün daha önceden içinde bulunup sonradan vaziyeti görerek pişmanlığını ihsas edecek davranışları ile bu yapıdan ayrılan nedamet duyan kimseler yönetici düzeyinde sorumluluk almış olsalar bile soruşturma dışında tutulmuştur. Devletin şefkat ve merhametine sığınan örgüt ile irtibatını kesen hiç kimse bu soruşturmanın içerisine alınmamış, durumları hassasiyetle değerlendirilip soruşturma dışı tutulmuştur” ifadelerini kullandı.

'Gülen yarı Tanrı gibi...'

Örgüt içinde Fethullah Gülen’in ‘kutsal, insanüstü, yarı Tanrı gibi görülüp onu 'muhterem' sayarak iman edildiği belirtildi.

'Silahlı terör örgütlerini kullanabiliyorlar'

İddianamede Gülen yapılanmasının tanımını da yapan savcılık, “Demokratik hukuk devletinin özelliklerini ortadan kaldırmak amacıyla kurulmuş en geniş ve en büyük katılımlı silahlı terör örgütlenmesidir. Amaçlarını gerçekleştirmek için silahlı terör örgütlerini kullanabilen-kiralayan, devletin silahlı unsurlarını emelleri için kullanabilen, devlet kademelerindeki silahlı güçler aracılığı ile operasyonel sonuçlar elde edebilen bir örgütlenmedir” deniliyor.

TSK ve MİT ‘özel mahrem’

Bu yapılanmanın devletin bazı kurumlarını ‘mahrem ve özel mahrem’ diye adlandırıldığını belirtildi. İddianamede, örgüt dilinde Askeri Harp Okulları, GATA, bütün TSK, Polis Kolejleri, Adalet Akademisi, Yargı Kurumları, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatını ve bazı özel kurumların (TİB, ÖSYM, Tübitak) ‘mahrem olarak’ olarak adlandırıldığı vurgulandı. Silahlı yapı olan TSK, Emniyet, MİT’in ise ‘özel mahrem’ olarak anıldığı ifade edildi.

'Hücre evleri var'

Diğer terör örgütleri gibi 'FETÖ'nün de hücre evleri olduğuna dikkat çeken savcılık, ‘ışık evlerinin örgütün hücre evleri olduğunu’ belirtti.

'Hizbullah tipi örgütlenme modeli seçildi'

Yapılanmanın ‘hücre evi’ modeli kullandığını belirten savcılık, "FETÖ’nün kendisine ‘Hizbullah’ modelini örnek aldığını" anlattı. İddianamede, “Hizbullah terör örgütü örnek seçilerek geliştirilmiş bir modeldir. Hiç bir hücre diğer bir hücreden haberdar değildir. Bu örgütlenme modelinin geliştirilmesinin sebebi, bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetine devam ederek deşifre olmamalarını temin etmek içindir” denildi.

'Derinliği fazla, birçok engelle karşılaşıldı'

Örgütün devlet içindeki derinliği ve gücünün oldukça fazla olduğunu belirten savcılık, yürütülen soruşturmada da bu nedenle birçok engelle karşılaşıldığını vurguladı.

'Hâlâ önemli mevkileri işgâl altında tutmaktadırlar'

Bazı kamu idarecilerin mücadele vermek yerine örgütün varlığını bilerek gizleme yoluna gittiklerini ifade eden savcılık, “Kamu idarelerinin çok önemli bir kısmı, soruşturmanın ilerlemesi için gerekli bilgi ve belgeleri kasten gizlemiş devleti ele geçirmek azmindeki örgüt o kurumda hiç yokmuş gibi davranmıştır. Kamu kurumlarında örgütün imamları ve kadroları, kozmik ve kripto üyeleri, sempatizanları etkili ve hala önemli makam ve mevkileri işgâl altında tutmaktadır. Mesela şüpheli Kazım Avcı, tutuklandığı sırada bile hala TBMM’de müşavir olarak çalışmaktadır. Şüpheli yönetici imamlardan Osman Karakuş, on parmağında on marifet her kamu kurumunda bir kurulda üst düzeyde görev almıştır.” dedi.

'Cemaat mensubu binlerce hâkim ve savcı var'

Gülen yapılanmasına ait yargı mensuplarının da halen mevcut olduğunu vurgulayan savcılık, “Yargı içinde örgütün önemli bir militarist kadrosu varlığını sürdürmektedir. Örgüt istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve yargı eliyle devletin kamu gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hakim savcıya sahiptir. Yargının içinde bulunduğu bu durum sebebiyle örgüte karşı karar alıp uygulamada da sorunlar sıkıntılar yaşanmıştır” ifadelerini kullandı.

'Gülen’e soruşturma açanlar canlarından bezdirildi'

Gülen yapılanmasına yönelik kim soruşturma yürüttüyse itibarsızlaştırıldığına dikkat çeken savcılık, “Örgüte yönelik soruşturma açan her savcı ve görev alan hakimleri veya kolluk görevlilerini linç ederek itibarsızlaştırıp, hayatlarını mahvetmiş ve canlarından bezdirmiştir. Bu örgüte yönelik dava veya bir soruşturmada basit şekilde bile olsa adı geçen herkesin başına bela açılmış hayatları zehir olmuştur. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C. Savcısı Nuh Mete Yüksel'e, C. Savcısı Salim Demirci'ye, Ankara Emniyet Müdür Cevdet Saral’a ve yardımcısı Osman Ak'a yönelik uygulanan sistematik ve organize operasyonlar örnek olarak gösterilmektedir” dedi.

Savcılıktan ‘her olayın paralel yapıya’ bağlanmasına eleştiri

Savcılık iddianamesinde ‘her olayın paralel yapıya’ bağlanmasını eleştirdi ve bu durumun soruşturmaların yürütülmesini zorlaştırdığına dikkat çekti. Savcılık, “Soruşturmayı zorlaştıran bir diğer sorun ise kişilerin her şeyi paralel yapıya havale ederek bundan "yarar sağlama beklentileri" olmuştur. Alakası olsun olmasın her olayı paralel yapının işlediği iddia edilerek başvurular yapılmış ve sonuçta soruşturmada gerçekten paralel yapının faaliyeti ile ona atfedilen olayları ayırmak için uzun süren çaba gerektirmiştir. İşlediği suçun sorumluluğundan kurtulmak isteyen cezaevindeki hükümlü ve tutuklulardan birçok gereksiz dilekçe gelmiştir. Mesela 2001 yılında ırza geçmeye teşebbüsten mahkum olan bile bunu paralel yaptırdı diyerek dilekçe göndermiştir” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Al Jazeera

--

'Paralel Yapı' Ana İddianamesi: 28 Şubat sonrası güçlendiler

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Gülen Yapılanması’ hakkındaki ana iddianamede, Cemaat'in ana kadrosunun yaklaşık 300 kişi olduğu, bu kadro içindeki önemli isimlerin yurtdışına kaçtığı ifade edildi. İddianamede, "Cemaatin, korkunç bir deve dönüşmesi ve terörizme giden üçüncü aşaması 28 Şubat 1997 post modern darbe vakasından sonradır" deniliyor.

15 Tem 2016 Güncelleme 13:08 TSİ

İddianamede, "Fetullah Gülen ve cemaati, Türkiye Devletini ele geçirip perde gerisinden yönetebilmek için silahlı, organize, sistematik kamu gücünü kullanarak gerçek bir darbeye başvurmuş ve başaramadığı için suçüstü yakalanmıştır" denildi.

'Ana kadro 300 kişi'

Gülen yapılanmasını yöneten kadronun yaklaşık 300 kişi olduğunu vurgulayan savcılık, “Bunlardan özellikle her konuda örgüte fonksiyonel hakimiyeti bulunanlar ve haklarında çeşitli haberler çıkıp deşifre olanlar ülkeden ayrılıp yurt dışına kaçmıştır” dedi.

'28 Şubat sonrası güçlendi'

Gülen’in 28 Şubat sonrasında büyük bir güç haline gelmeye başladığını vurgulayan savcılık, “Cemaatin, korkunç bir deve dönüşmesi ve terörizme giden üçüncü aşaması 28 Şubat 1997 post modern darbe vakasından sonradır. Bu evrede Fetullah Gülen yurt dışına kaçmış, cemaatin söylemi değişmiş, evrensel, küresel ifadeleri kullanmaya başlamıştır. ABD merkezli çeşitli lobiler ve neoconların hassasiyetini dikkate alan bir "İslam" arayışına girmiştir” ifadelerini kullandı.

'Herkes sorumlu, saflığımızdan yararlandı'

Herkesin Gülen yapılanmasının büyümesinde sorumluluğu olduğunu belirten savcılık, ‘saflık’ vurgusu yaptı. İddianamede Gülen Yapılanması'nın büyümesi ile ilgili şöyle denildi:

“Türkiye'de geçmişteki bütün siyasi iktidarlar, muhalefet, diğer dini cemaatler, kamu ve sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, ordu, kısaca toplumun her kesimi, elbirliğiyle Fetullahçı Terör Örgütünün bu büyümesinden ve kadrolaşmasından sorumludur. Bu terör örgütü, toplumun her kesimini aldatarak saflığından yararlanıp veya iyi niyetini sui-istimal ederek gelişip güçlenmiştir.”

'Dershaneler ile kitlelere yayıldılar'

Savcılık, yapılanmanın büyümesinde ve insan kaynağında ana etkenin dershaneler olduğunu, buradaki başarılı öğrencilere özel önem verildiğini anlattı.  Yapılanmanın dershaneler sayesinde geniş kitlelere hitap eder hale geldiği vurgulandı.

'Siyasi iktidarlarla husumete girmedi'

Gülen yapılanmasının zamanla dev bir organizasyon haline geldiğini ifade eden savcılık,  “ Bu süreç içerisinde çok akıllıca bir strateji izleyen yapılanma, yakın zamana kadar siyasi iktidarlarla herhangi bir rekabet ve husumete girmemiş, hangi görüşten olursa olsun menfaatinin olduğu yurt içinden ve yurt dışından her kesimle ilişki geliştirmekten kaçınmamıştır. Bu şekilde aslında en iyi siyaseti kendisi gerçekleştirmiş, herhangi bir siyasi kitleye bağlı olup sorumluluk ya da denetlemeye tabi olmadan, istediğini gerçekleştirmiştir” dedi.

'Masonik bir yapılanma gibi hareket edildi'

“Kendisine ait medya organlarında belirli bir döneme kadar siyasi konulara değinmemiş, dini içerikli, belgesel tarzda yayınlara ağırlık vermiştir.” tespitinde bulunan savcılık., “Farklı adla lanse edilse de işleyiş itibarıyla Masonik bir yapılanma gibi hareket edilmiştir” ifadelerini kullandı.

'Dini maske olarak kullandılar'

Tüm terör örgütlerinin başvurdukları şiddeti gizlemek ve meşru göstermek için başka düşünceleri ödünç alıp maske olarak kullandığına dikkat çeken savcılık, “FETÖ, dini maske olarak kullanıp, dine hizmet ettiği gerekçesiyle kendini meşrulaştırmak istemektedir. Fetullah Gülen Cemaati, başlangıçta devletin pek ilgi göstermediği “din eğitimine” önem vermiş, dindar insan yetiştirme gayretini benimsemiş görünerek toplumda meşruluk ve genel bir kabul görmüştür. Bu cemaat modernite ile İslam’ı bağdaştırmış gibi yaparak hem dindar ve hem modern toplum kesimlerinden destek ve ilgi görmüştür. Cemaat, bir yanda içki içenleri, kumarbazları, tefecileri bünyesine alırken diğer yanda da dindar ve muhafazakar kesimlere de hitap etmiştir. Toplumdaki her kesime veya kişiye nabza göre şerbet verilerek meşruluk sağlanmıştır. Din, onlara toplum nezdinde önemli bir meşruluk alanı sağlamıştır. Dini cemaatlerin Türkiye’de ezilmişliği ve mağduriyeti toplumda meşruluğun temel kaynağıdır” vurgusunu yaptı.

'Devletin ihtiyaç duyduğu alanlara kadro yetiştirdi'

Gülen yapılanmasının devletin eksik noktalarını tespit ederek ona göre çalışmalar yaptığını vurgulayan savcılık,  devletin ihtiyacı olan hemen her konudaki teknik personel ve bilişim uzmanı kadrolarının bu yapılanma tarafından yetiştirildiğini belirterek, “Örgüt, devletin ihtiyaç duyacağı bütün alanlarda teknik personel yetiştirmiş, kalifiye eleman için kendisi dışında hiç kimse kalmamasına özel bir özen göstermiştir. Bu durum ona bir meşrulaşma alanı açmıştır” dedi.

"2011'den sonra siyasi hedefi gerçekleştirmeye hazırlandı"

İddianamede Gülen Yapılanmasının, AK Parti’nin iktidara gelmesi ile başlayan süreçte anlatıldı. Fetullah Gülen,’in Kasım 2002 seçimleri sonrasında seçimi kazanan siyasi partinin muktedir olmadığını ve örgüt kadrolarının boşluğu dolduracağını söyleyerek oluşturulan iktidar boşluğuna işaret ettiği vurgulandı.

Bu açıklamadan sonra örgütün ikinci aşamaya geçtiğini belirten savcılık, “Örgüt ikinci aşamaya geçmiş ve iktidara yerleşme safhasını kadrolaşarak ve kamu kurumunu yönetir hale gelerek tamamlamıştır. Bu safhada atomlaşmış bir toplum modeli oluşturulmuş, kendinden olmayanın dışlanması ve kurumlarda taktik uzlaşmalar (iki adım ileri bir adım geri ) ile iktidara yerleşme safhası da tamamlanmıştır. Son safha olarak iktidarın ele geçirilmesi kalmış ve nihayet 2011 yılından sonra örgüt, cemaat hâkimiyetinde bir devlet düzeni oluşturmadan ibaret bu siyasi hedefi gerçekleştirmeye hazırlanmıştır” tespitinde bulundu.

'Devlet, uzun süre dini cemaat sandı'

Gülen yapılanmasının ‘Türkiye ve İslam toplumlarını içinden dönüştürmek için yurt dışında kurgulanmış bir yapı’  olduğuna dikkat çeken savcılık, “FETÖ, siyasi, idari, politik, ekonomik ve uluslararası düzeyde ittifaklar kurmuştur. Bu yapılanma ekonomik, sosyal, kültürel, dini, idari, istihbari ve uluslararası boyutlara sahiptir. Türkiye ve İslam’ı yeniden biçimlendirmek için kurgulanmış toplumsal, politik mühendislik projesidir. Fetullahçı Terör Örgütü ve ona bağlı cemaat, uyguladığı tedbir nedeniyle hep kapalı kutu olarak kalmıştır. Devlet, ülküsünden başlayarak, örgütlenme biçimine, malî kaynaklarına kadar söylentiden öteye gerçekte hiçbir şey bilmemekte, uzun süre onları eğitim hizmeti veren yararlı dini bir cemaat sanmaktadır" ifadesine yer verdi.

'Sahte askeri belgelerle süreçler başlatıldı'

AK Parti’nin Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelmesi ile birlikte, askerin eski alışkanlığını devam ettireceğini gösteren gelişmeler yaşandığını belirten savcılık., “FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetlerindeki kadroları, dışarıya sürekli bilgi belge taşımıştır. Hükumete elindeki askeri belgeleri gösterip askerin yapacağı faaliyetler hakkında bilgi vererek onları bu faaliyetlere inandırmıştır. Hükumet askerin hareketleri nedeniyle ihtilal hazırlığı emarelerine inanmış, hükumeti teslim almak isteyen cemaat sahte askeri belgelerle hükumetteki vehmi pekiştirmiştir. Cemaatin sahte belge hazırlayıp kamuoyunu ve hükumeti kandıracağına hiç kimse ihtimal vermemiştir. Bu belgelerin uzun süre sahteliği bir türlü nedense tespit edilememiştir. Askeri yetkililerin ve bazı komutanların "müdahale ederiz, rejimi değiştirtmeyiz, laiklikten taviz vermeyiz, rejimin sahibiyiz" türü konuşma ve açıklamaları, “genç subaylar rahatsız” gibi gazetelerdeki beyanatları, Yargıtay C. Başsavcılığının parti kapatma ile ilgili hazırladığı dosyanın askerler tarafından verilen belge ve bilgilerden oluşması, askerin ölçüsüz bir tavır içerisinde hükumete karşı olduğunu belirtmesi, 27 Nisan 2007 bildirisi, Cumhurbaşkanlığı seçimine askerin engel olmaya çalışması bu kanıyı güçlendirmiştir. İşte bu ortamda 2007 yılında FETÖ’nün kadrolaştığı özel yetkili savcılar (mahkemeler), militarizm ve cuntalarla, kirli geçmiş ile hesaplaşma, faili meçhul olaylarla yüzleşme adına soruşturmalar başlatmıştır. Türkiye demokratlaşıyor, kirli mazisini ve bağırsaklarını temizliyor algısı oluşturulmuş bu beklenti toplumdan önemli bir destek almıştır. Özel yetkili mahkemelerin hukuka aykırı bazı işleri bile "bu tip şeyler olabilir, gelip geçicidir, düzeltilebilir, mesafe alınması demokratik adım atılması ve büyük bir hesaplaşma içerisinde küçük hata olabilir" düşüncesiyle desteklenmiştir. Bütün bunların bir cemaat operasyonu olduğu, temelinin haksız olduğu su yüzüne çıkana kadar toplumun geniş kesimleri gelişmeleri desteklemiştir" denildi.

'Askeri kadrolar 2007 yılına kadar pasif durumda kaldı'

Gülen’in güçlü bir askeri yapılanması olduğuna dikkat çeken savcılık, “Muhtemel bir askeri müdahalede kadrolarının ezilmemesi için tedbirli hareket etmiş 2003 ila 2007 yılları arasında pasif durumda kalmıştır. Örgüt, 2007 yılından sonra örgütlenmesini tamamlamış, güç dengesini lehine çevirmiş ve operasyon hünerini ortaya koymuştur. Anayasa değişikliği örgütü devlet içinde çok ileriye taşımıştır ve 12 Eylül 2010 sonrasında artık örgüt kendini devletin tek fiili hakimi olarak görmeye başlamıştır. Bu durum 17 Aralık 2013 gününe kadar devam etmiştir” Tespitinde bulundu.

--

'Paralel Yapı' Ana İddianamesi: Yabancı istihbarat örgütlerinin şemsiyesi altındalar

Gülen yapılanmasının, bir ya da birkaç yabancı istihbarat örgütünün şemsiyesi altında olduğuna dikkat çekildi. Rus uçağının düşürülmesine de değinilen iddianamede, Rus uçağının düşürülmesinde Gülen yapılanmasına işaret edildi.

15 Tem 2016 Güncelleme 15:33 TSİ

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Ana Gülen Yapılanması’ iddianamesinde, bu yapılanmanın yabancı istihbarat servisleri tarafından kullanıldığı anlatıldı. İddianamede, “Bazı ülkelerin Türkiye üzerindeki bu tarihi psikolojik kinini tatmin etme imkanı yoktur. Bu nedenle yabancı ülkelerin istihbarat servisleri, dünya çapında örgütlenen aşırı ihtiraslı FETÖ'nü keşfetmiş ve kontrol ederek Türkiye'ye karşı kullanmıştır” denildi.

'Kendi haline bırakmadılar'

Gülen yapılanmasının dünya geneline yayıldığının ifade edildiği iddianamede, bu yapının güçlü ülkeler ve istihbarat örgütleri tarafından ‘kendi haline’ bırakılmadığı ve ülkelerin bu gücü kendi hedefleri için kullandığı vurgulandı.

'Birkaç devletin istihbaratının şemsiyesi altında'

Gülen yapılanmasının yabancı devletlerin şemsiyesi altında olduğunu belirten savcılık, “Örgütün kullanmakta olduğu gizlilik tekniklerine (kod isimler ve operasyonel telefonlar kullanmak, bilmesi gereken ve tedbir prensipleri uygulamak vb.) bakıldığında, örgütün bir ya da birkaç devletin istihbaratının şemsiyesi altında olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’de dini anlamda kendisini cemaat niteleyen çeşitli dini gruplar olmakla birlikte hiçbirinde “kod isim kullanma, telefonların üç ayda bir değiştirilmesi” gibi talimatlar uygulanmamaktadır.” Denildi.

'Yabancı istihbaratların elinde gönüllü tutsak'

Gülen yapılanmasının büyümesi için ‘birilerinin strateji belirlemesi, yönlendirmede bulunması ve destek’ vermesi gerektiğini anlatan savcılık, “Hoca karizması veya hizmete adanmışlık küresel ölçekli bir harekete dönüşen örgütteki değişimi açıklamaya yeterli değildir. Bu örgütün arkasında küresel ölçekte politik çıkarları ve stratejik oyunları bulunan başka devasa yapılanmaların olduğunda kuşku yoktur. Yurtdışında destek arayan Fetullah Gülen, bu desteği elde edebilmek için yabancı ülke istihbarat servislerinin elinde gönüllü tutsak ve oyuncak haline gelmiştir. Yurtdışına çıkış ile birlikte Türkiye'deki örgütün yönetimine Türkiye ile sorunu olan devletler ve istihbarat örgütleri de katılmıştır” tespiti yapıldı.

Yapılanmanın hasım devletler tarafından kullanıldığını ifade eden savcılık, Rus uçağının düşürülmesi olayında da bu yapılanmayı işaret etti. İddianamede şöyle denildi:

“Türkiye aleyhine FETÖ’ye bağlı şahıs, kurum ve kuruluşlar, hasım devletlere faydası olan çeşitli olayların içerisinde bizzat yer almakta ya da destekte bulunmaktadır. Mavi Marmara baskını, Adana’da durdurulan tırlar, hava sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesi ve Uludere olaylarında gösterilen tutum ve davranışlar, yabancı devletlerin hedefinde yer alan kurum ve kuruluşların, başka devletler lehine etkisiz kılınmasına yönelik faaliyetlerdir.”

'CIA tarafından korunmaktadır'

Amerikan istihbarat servisi CIA’da bir dönem Türkiye İstasyon Şefi olarak görev yapan Graham Fuller’ın, Fethullah Gülen’in ABD’den ikamet izni alabilmesi için referans olduğunu belirten savcılık, “Bu durum bile, Fetullah Terör Örgütünün kimlere hizmet ettiği hakkında önemli bir delildir. FETÖ’nün yabancı istihbarat servisleri ile irtibatı çok açıktır. Belçika Brüksel'de G+ (Europe) isimli lobi şirketiyle anlaşmış, ABD lobi şirketlerine para vermiştir. ABD seçim kampanyalarında cömert bağışlar yaptığı senatörleri "gezi" adı altında Türkiye'ye getirip gücünü ve Türkiye içerisindeki etkinliğini göstermiştir.

Gülen’in ABD’de CIA tarafından korunduğunu belirten savcılık, “Fetullah Gülen ve örgütünün ABD’nin emrinde olduğu ve CIA tarafından kullanıldığı çok açıktır. Mesela CIA ajanları öğretmen gibi değişik ülkelerdeki F. Gülen okulları üzerinden devletlere sızmakta ve istihbarı bilgi toplamaktadır. ABD himayesi olmadan Fetullah Gülen Pensilvanya'da kalamaz ve bu işten çıkarı olmayan ABD onu ülkesinden barındırmaz. ABD’den Yeşil-kart alabilmek için mahkemeye F. Gülen’in elli milyar dolarlık malvarlığı olduğunu beyan ettiği iddia edilmektedir” tespitlerinde bulundu.

'FBI sitesinde Gülen yer almaktadır'

İddianamede FBI’nın resmi sitesinde işbirliği içinde oldukları gruplar arasında "Fethullah Gülen örgütü"nün de yer aldığı belirtildi.

"Obama’nın Kenya’daki akrabaları okullara ücretsiz kabul edildi"

İddianamede ABD Başkanı Barack Obama da yer aldı. Obama ile Gülen Yapılanması arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunun anlatıldığı iddianamede, “FETÖ’nün 2007 yılı itibarıyla İstanbul İl İmamı olan ve akabinde Kenya Ülke Sorumlusu olarak atanan Ahmet Kara, ABD Başkanı George W. Bush’tan 20.01.2009 günü görevi devir alan Barack Obama’nın yemin törenine davet edilen şahıslar arasında yer almıştır. Söz konusu davet, Ahmet Kara’nın Fetullah Gülen’in talimatı doğrultusunda B. Obama’nın başkan adayı olmasıyla birlikte, Kenya’da yaşayan ailesiyle ilgilenmesi, akrabalarının çocuklarını gruba ait okula ücretsiz kabul etmesi ve aile fertleriyle iyi ilişkiler tesis etmesinin sonucu olarak gerçekleşmiştir. Bu durum dahi FETÖ’nün uluslararası ilişkileri, siyasi dengeleri ve ileriye dönük menfaatlerini ne ölçüde gözettiğinin önemli bir ispatıdır. ABD genelinde FETÖ’ye bağlı olarak faaliyet gösteren yaklaşık 165-170 tane kuruluş bulunmaktadır.  Bu kuruluşlar; dernek, kültür merkezi, düşünce kuruluşu, eğitim teşekkülü veya özel okul şeklinde teşkil edilmişlerdir” tespitlerine yer verildi.

'Alman İstihbaratı'yla temas'

FETÖ’nin sözcüsü konumundaki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşak, Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli BND (Alman İstihbarat Servisi) Temsilcisi Edward Ehrenheim ve yardımcısı Jörg Birkenbeul ile 15.01.2014 tarihinde İstanbul’daki bir restoranda görüşme yapmıştır. Bu görüşmede şüpheli Cemal Uşak, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumuna ilişkin muhatabına açıklamalarda bulunmuştur.” ifadelerini kullandı.

'IŞİD’e destek verildiği algısı yaratmaya çalıştı'

İddianamede MİT ait tırların aranmasına ilişkin olaya da değinildi. Gülen Yapılanmasının Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği algısı yaratmak için MİT tırlarını durdurarak arama yapmaya çalıştığını ifade eden savcılık., “Dışişleri Bakanlığındaki gizli Suriye toplantısını dinleyip servis etmiştir. Propaganda ve dedikodu yoluyla çatışmalarda yaralanan IŞİD üyelerinin Türkiye'de tedavi edildiğini ve Türkiye'nin örgüte lojistik destek sağladığını, petrolünü satın aldığını, IŞİD örgütünün eleman toplamasına ses çıkarmadığını iddia etmiştir. FETÖ, bu konulardaki iddialarını yurt dışındaki istihbarat ve güç merkezlerine taşıyarak devleti zorda bırakmaya çalışmıştır” tespitleri yapıldı.

'Gülen’in PKK stratejisi'

İddianamede Gülen Yapılanması'nın PKK konusunda konjonktüre göre değişen bir strateji izlediği anlatıldı.

Yapılanmanın ‘2007 ve sonrasında hem TSK’ya karşı hem de PKK’ye karşı vurulan darbelerde inisiyatif alarak, devlet içerisinde vazgeçilemez bir konum elde etmek istediğini’ vurgulayan savcılık, "Fetullahçı Terör Örgütü, PKK’ye karşı savaşı, özellikle devletin stratejik kurumlarına sızma ve ele geçirme de “siyasi kaldıraç” olarak kullanmıştır. Kısaca FETÖ’nün, PKK’ya karşı mücadelesi, devletin ele geçirilmesinde bir tür “zıplama tahtası” işlevi görmüştür. FETÖ, PKK’ye karşı mücadelede inisiyatif alarak hem kadrolarını gerçek anlamda savaşçılar olarak eğitmiş, hem de devletin başka kurumlarını da pasifize etmiştir. En önemlisi PKK’ye karşı mücadele görünümü altında, uzun yıllardan beri sızmak ve ele geçirmek istediği TSK’yı örgütün emri altına almıştır. FETÖ, 17 Aralık 2013 sonrasında bu stratejisinden vazgeçmiş, PKK terör örgütü ve bunun uzantısı yapılanmaların en büyük savunucularından bir oluvermiştir. Önce 2014 Mart yerel seçimlerinde sonra Cumhurbaşkanlığı ve en sonra da 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 Milletvekili genel seçimlerinde PKK örgütü ile irtibat kurmuş, bu örgütün siyasi kanadını oluşturan partiye destek verip birlikte hareket etmiştir. Örgüt mensupları bir dönem düşman saydığı ayrılıkçı siyaseti ve terör örgütünü oy vererek desteklemiştir" denildi. Savcılık Ekrem Dumanlı’nın Diyarbakır Belediye Başkanı Gülten Kışanak’ı ziyaretini de örnek gösterdi.

--

'Paralel Yapı' Ana İddianamesi: TSK içindeki yapılanma endişe verici boyutlarda

‘Gülen Yapılanması’ hakkındaki Ana İddianamede "Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki FETÖ yapılanmasının endişe verici boyutlara ulaştığı" belirtiliyor. İddianamede "TSK, 2003 yılından sonra Fetullahçı olduğunu bildiği hiç kimsenin ilişiğini kesmemiştir" ifadesi kullanılıyor. İddianameye göre TSK içindeki cemaat mensuplarının büyük bölümü Albay ve General seviyesinde.

15 Tem 2016 Güncelleme 15:51 TSİ

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Ana Gülen Yapılanması’ iddianamesinde, yapılanmanın askeri ayağına ilişkinde detaylı bilgiler yer aldı.

Gülen Yapılanmasının Türk Silahlı Kuvvetlerine ayrı bir önem verdiğine dikkat çekilen iddianamede, TSK içindeki Gülen elemanlarının sivil bir kişiye bağlı olduğu belirtildi. İddianamede, “FETÖ’nün özel birimler içinde en önem verdiği yer TSK olduğundan buraya tayin edilen üst sorumlu imam da çok önemlidir. TSK imamlığını bir dönem şüphelilerden Hamdullah Bayram Öztürk yürütmüştür. Son bilinen TSK imamı istişare heyeti üyesi de olan Ali Bayram’dır. GATA imamı ise şüphelilerden Rıdvan Akovalıdır" tespitine yer verildi. 

TSK’daki faaliyetler 1984’ten sonra yoğunlaştı

Gülen Yapılanmasının 1971 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde örgütlenmeye çalıştığının belirtildiği iddianamede, “İlk zamanlarda az olan bu sayı yıllar geçtikçe artmış, 1984 yılından sonra bu faaliyetler yoğunluk kazanmıştır. O dönemde TSK içerisine yerleştirilen bu öğrencilerin birçoğu şu anda kurmay albay veya general rütbesindedir. Genelkurmay Başkanlığı 1983-2014 yılları arasındaki dönemde TSK ile ilişiği kesilen Fetullah Gülen Grubuna mensup personel sayısını bildirmiştir. Bu süre içerisinde toplam 400 TSK personeli bu yapı mensubiyeti sebebiyle yaş kararı ile TSK'dan ihraç edilmiştir. TSK, 2003 yılından sonra Fetullahçı olduğunu bildiği hiç kimsenin ilişiğini kesmemiştir. Bundan sonra insiyatif örgüte geçmiş ve TSK içinde bu örgütten olmayan veya muhalif olan herkesi tasfiye etmeye başlamıştır. Ergenekon ve diğer askeri davalar, sivil siyaset üzerindeki askeri vesayetin kaldırılması için değil, örgütün TSK, üzerinde egemen olması için gerçekleştirilmiştir. Bu gün TSK içerisinde önemli oranda kurmay subay olarak FETÖ mensubu bulunmaktadır. Ordunun cemaatleşmesi, kontrol altına alınması, örgütün siyasi hedefleri için zorunlu ve birinci görevidir. Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki FETÖ yapılanması endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Askeri disiplin ve hiyerarşinin dışında bir de örgütlü TSK cemaat yapılanması bulunmaktadır. Bu yapıyı kuranlardan tanık Kemalettin Özdemir, TSK’nın içinde en az % 60 ile % 80 FETÖ mensubu olduğunu anlatmıştır. TSK içindeki FETÖ mensuplarına yönelik hiçbir ciddi çalışma yapılamamıştır. Askeri hakimlerin çoğunluğunun bu örgüte mensup olduğu, bu örgütle organik bağı tespit edilmesi nedeniyle adli yargıya alınmayanların askeri yargıya alınıp hakim yapıldığı iddia edilmiştir.”  tespitleri yapıldı.

Askeri uçak kazaları ‘kopya çekerek giren yapı elamanlarından dolayı’

Gülen Yapılanmasının özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda kendi elemanlarına yer açmaya çalıştığını belirten savcılık, “Uzman pilotlar, Türk Hava Yolları ve diğer sivil havacılık pilotluğuna geçmek zorunda kaldığından uzman pilot subay kalmamış, savaş jetlerinin son yıllarda kaza sayısı artmıştır. F-4 ve F-16 uçak kazaları pilot hatalarından kaynaklanmasına rağmen bu uçakların neden düştüğü ile ilgili yeterli inceleme yapılmamıştır. Özellikle FETÖ üyesi komutanlara bir şey olmaması için kusur başka yerlerde aranmıştır. Hava kuvvet komutanlığındaki uçak kazalarının özü eğitimli pilot sayısının azalmasıdır. Bu kazalara paralel yapının eğitimsiz uçuş tecrübesi az, sınavlarda kopya çekerek giren kalifiye olmayan üyeleri sebep olmaktadır. Hava kuvvet komutanlığındaki uçak kazalarının gerçek sebebini araştıran yeterli herhangi bir soruşturma yapılıp yürütülmemiştir" dedi.

Jandarma bilgi belge yok dedi

Jandarma Genel Komutanlığı’nda da ciddi bir Gülen yapılanması olduğunu ifade eden savcılık, Jandarma Genel Komutanlığı’nın ilgili birimlerinden belge ve bilgi talep edildiğini ancak ‚bu yapılanma ile ilgili hiçbir bilgi ve belge olmadığı’ cevabının verildiğini açıkladı.

'Askeri lise sınavlarında kopya iddiası verilerle anlatıldı'

İddianamede, yapılanmanın askeri lise sınavlarında kopya çektiği iddialarının da araştırıldığı anlatıldı.

Bu kapsamda savcılık tarafından, ÖSYM'den 2000-2016 yılları arasında gerçekleştirilen sınavlarla ilgili bilgiler alındı.

İddianamede yer alan tespitler şöyle:

1-    Askeri lise sınavının taban puanlarında 2014 yılında sert, ani düşüşler yaşanmış buna karşılık daha önceki yıllarda bu orandan büyük düşüşler yaşanmamıştır. Askeri lise sınavında öğrencilere yöneltilen soruları doğru cevaplayanların sayısı testin ortalama güçlüğü ağırlaşmasına rağmen çok yüksek oranda olmuş, 2014 yılından itibaren ise bütün test sorularında doğru cevaplayan sayısında olağan üstü düşüş yaşanmıştır.

2-    Mesela 2010 yılında 1214 kişi matematik testinin tamamını doğru cevaplarken bu sayı 2014'de sadece 2 kişiye düşmüş, 2015'de 0 ve 2016'da 4 kişi olmuştur. Testin ortalama güçlüğü % 41'den % 23-25 aralığına düşmesine rağmen doğru cevaplayan sayısının azalması bariz bir şekilde bu soruların önceden temin edilip örgütlü bir yapı tarafından kendi mensuplarına verildiğini göstermektedir.

3-    Bu kanaati doğrulayan başka bir sonuç Türkçe testinde görülmektedir. 2004-2013 yılları arasında testin ortalama güçlüğü % 65 civarında iken bütün soruları doğru cevaplayan kişi sayısının en az 80 en yüksek 323 aralığında gerçekleşirken, 2014 ve 2016'da testin ortalama güçlüğü % 50'ye indirilmesine rağmen doğru cevaplayan çıkmadığı görülmüştür.

4-    Sosyal testinde 2009 yılında % 61 test ortalama güçlüğünde 1509 kişi soruların tamamını doğru cevaplarken bu sayı testlerin ortalama güçlüğü % 44’ler seviyesine düşürülmesine rağmen ancak 3 ve 6 kişi soruların hepsini doğru cevaplayabilmiştir. Askeri lise giriş sınavlarında soruların önceden temin edildiği ve çözdürülen kişilerin kitlesel olarak TSK'da kadrolaşmak amacıyla gerçekleştirildiği ÖSYM'nin kayıtlarından açıkça tespit edilmektedir.

'Askeri kanada güvenilerek devlet başkanı tehdit edilebildi'

Bu istatiksel verilerin ardından savcılık iddianamede şu yorumda bulundu:

“FETÖ için öncelikli yerin Türk Silahlı Kuvvetleridir. Burada örgüt aşırı bir kadrolaşmaya gitmiştir. TSK içerisindeki bu yapı ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa ulaşmıştır. TSK içindeki bu yapılanmaya güvenerek kimi örgüt mensupları iç savaş ve askeri darbeden söz etmektedir. Şüphelilerden Ekrem Dumanlı, örgütün askeri kanadına güvenerek devlet başkanını zorla indirmekle tehdit edebilmiştir. Örgütün en fazla kadrolaştığı ve egemen hale geldiği devlet kurumu TSK olmuştur. TSK içinde organize ve güçlü bir yapılanma olmasına rağmen suç işleyen askerler dışında kalanlara sırf cemaatten oldukları için bir suç isnadı yapılamadığından bu konu ayrıca incelenmek üzere kişilerin suçlandığı genel örgüt yapısından ayrı tutulmuştur.”

Kaynak: Al Jazeera

--

http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/paralel-yapi-ana-iddianamesi-gulen-yari-tanri-gibi
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/paralel-yapi-ana-iddianamesi-28-subat-sonrasi-guclendiler
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/paralel-yapi-ana-iddianamesi-yabanci-istihbarat-orgutlerinin-semsiyesi-altindalar
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/paralel-yapi-ana-iddianamesi-tsk-icindeki-yapilanma-endise-verici-boyutlarda

--

Site Ekran Görüntüleri:










16 Nisan 2018 Pazartesi

Dalaman'da ikinci suikast timi

Hain darbe girişimi gecesinde Dalaman’a Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öldürmek için gelen suikast timinin dışında bir tim daha geldi. O time ait tüm veriler karartılmak istendi...
15 Temmuz'daki hain iç işgal girişiminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan Marmaris, Dalaman ayağıyla ilgili yeni bilgiler ortaya çıktı. Sabah'ta yer alan Abdurrahman Şimşek imzalı haberde darbe içinde darbe şeklinde kurgulanan olaylar zinciri anlatılıyor. İşte o haber:

Radar, telsiz kayıtları, şüpheli, tanık ifadeleri ve binlerce sayfalık soruşturma belgeleri incelendiğinde çıkan sonuç, Erdoğan'ı öldürmeyi, derdest etmeyi amaçlayan ihanet operasyonu darbeci Gökhan Sönmezateş ve ekibinin Marmaris'te yürüttüğü operasyondan ibaret değildi...

DALAMAN'DA ALMAK İSTEDİLER

15 Temmuz gecesi, Dalaman'a, Sönmezateş'in suikast timinden üç saat önce bir başka tim geldi. Üç helikopterle gelen bu tim, ATA uçağı İzmir'den havalanıp 00.40 sularında Dalaman Havalimanı'na indiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı almayı planlıyordu. Ancak bu gizli timin bilmediği şey Erdoğan'ın henüz uçakta olmadığı idi. Tanık ve şüphelilerin ifadelerinin yanı sıra radar ve bant kayıtlarıyla sabit olan üç helikopterin varlığı araştırılmadığı gibi aksine skandal bir biçimde sümenaltı edildi.

BANT ÇÖZÜMLERİ TAHRİF EDİLDİ

O geceye dair radar bant çözümlerinde yapılan en önemli tahrifatlardan biri, 15 Temmuz'da Dalaman Havalimanı kulede yapılan konuşmaların sanki 17 Temmuz'da yaşanmış gibi değiştirilmesiydi. Ayrıca bölgedeki hava trafiğini kayıt altına alan Kütahya Radar, Datça Radar ve İzmir Radar kule kayıtları, dâhili, harici telsiztelefon tapelerinde tahrifatlar yapıldı. Bunların büyük kısmı yok edildi. Bununla da yetinilmedi. Dalaman'a Erdoğan'ın ATA uçağını, 'Sivil uçak iniyor' bahanesiyle tam 11 dakika pistbaşı yaptığı halde bekleten ByLock kullanıcısı FETÖ'cü sivil imam, kule görevlisi Asım kod adlı Muhammed Mustafa Öğüt'le ilgili soruşturma darbe, suikast bağlamından tamamen koparılıp FETÖ üyeliğiyle sınırlandırıldı. Öğüt'e yalnızca 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Öğüt'ün de üyesi olduğu WhatsApp grubunda kule görevlisi Ender Namsal, Erdoğan'ın uçağı pistbaşı beklerken "Etrafta F-16 var mı?" diye sordu. Bu soru FETÖ'nün uçağı pistbaşında bombalatmayı düşündüğü gösteriyor.

KİLİT DOSYA NEDEN KAPATILDI?

15 Temmuz gecesi Dalaman Havalimanı'nda yaşananlar, Marmaris ve İstanbul'da yaşananlar kadar önemli. Çünkü Cumhurbaşkanı'nı almaya gelen esrarengiz helikopterler (Gökhan Sönmezateş ekibinden üç saat önce, tam vaktinde gelenler) eğer görevlerini başarabilselerdi darbenin seyri değişecekti. Dalaman Havalimanı, 15 Temmuz'da hain operasyonun en kritik yerlerinden biri, belki de birincisiydi. Bütün bilgi ve belgeler Dalaman'ın 15 Temmuz'un nirengi noktası olduğunu gözler önüne seriyor. Çünkü buradaki hain operasyon başarılı olsa muhtemelen darbe de başarıya ulaşacaktı. Dalaman'da, Marmaris'te sürdürülen darbe/suikast davasından ayrı olarak önemli bir soruşturma derinlemesine yürütülürken Ankara Cumhuriyet Savcılığı dosyaya müdahil oldu. Âdeta dosyayı karantinaya aldı, yayın yasağı kararı aldırdı ve soruşturmayı da derinleştirmedi! Muğla Cumhuriyet Başsavcısı İlyas Yavuz Dalaman dosyasına el koydu. Daha önce sümenaltı edilen dosyayı dört savcı ile yeniden soruşturuyor.

İDARİ TAHKİKAT SONUÇSUZ KALDI

Hava Kuvvetleri Değerlendirme ve Denetleme Başkanı (DEDENT) Yılmaz Özkaya Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na tanık olarak verdiği ifadeye göre, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nca 15 Temmuz'la ilgili olarak başlatılan idari tahkikat heyetinin başındaydı. Ancak Özkaya'nın hazırlattığı idari tahkikat raporu, 15 Temmuz gecesinin Dalaman'daki karanlık noktalarını aydınlatmadı. Aksine üç esrarengiz helikopter başta olmak üzere pek çok önemli unsur bu raporda yer almadı. Çünkü Özkaya, radar kayıtları ve tanık ifadeleriyle sabit olan helikopterlerin varlığını kabul etmiyor. Tıpkı Dalaman Hava Meydan misafirhanesinde teamüllere aykırı biçimde kaldığını reddettiği gibi... Dalaman'da olan Muharip Kurmay Harekât Başkanı Albay Abdurrahman Arslan'ın da 15 Temmuz'da tıpkı Korgeneral Yılmaz Özkaya gibi astsubay misafirhanesinde kaldığı, bu bilginin yine ceridelere yazılmadığı ortaya çıktı.

15 TEMMUZ KAYITLARI DEĞİŞTİRİLDİ

15 Temmuz'da Dalaman'da yaşananların kayıtlarının tutulmasıyla ilgili garipliklerin başında 15 Temmuz gününün bant kayıtlarının 17 Temmuz olarak yazılması geliyor. Darbeci hain Gökhan Şahin Sönmezateş'in suikast ekibinin gelmesinden öncesinde ve sonrasında yaşananlar 17 Temmuz'da yaşanmış gibi gösterildi. 15 Temmuz'da Dalaman Havalimanı civarında ring atan ve Erdoğan'ın uçağını bekleyen üç helikopterle ilgili kayıtlar da 17'sine aktarıldı.

CEVAP BEKLEYEN SORULAR?

1- Kütahya, Akhisar, Çardak, Milas, İzmir Yenikale, Eskişehir ve Ankara başta olmak üzere ülkenin batı bölgelerindeki kulelerin radar ses kayıtları neden yok edildi? O gece kulelerde onca konuşma olduğu halde dosyada "Hiçbir ses kaydı bulunmamaktadır" ibaresi yer alıyor. Radar ses kayıtları kim tarafından imha edildi?
2- Dalaman'a giden üç esrarengiz helikopteri oraya kim, kimler gönderdi? Gece 01:00'den itibaren darbe girişimi başarısızlığa uğramaya başlayınca birileri bu helikopterleri unutturup tek suikast timinin Gökhan Sönmezateş grubu olduğunu algısını mı yarattı?
3- Helikopterlerin varlığını keşfeden, konuyu soruşturan görevliler neden soruşturmadan uzaklaştırıldı, niçin ceridelerde tahrifatlar yapıldı, bant çözümleri neden eksik tapeleştirildi?
4- 15 Temmuz gecesi Dalaman Havalimanı kulede yapılan konuşmaların sanki 17 Temmuz'da yaşanmışçasına değiştirilmesi gibi bir büyük tahrifat nasıl gizlendi? Bunu yapan askeri personel hakkında neden hiçbir işlem yapılmadı, olayın üzeri niçin örtülmeye çalışıldı?
5- Bölgedeki hava trafiğini kayıt altına alan Kütahya Radar, Datça Radar ve İzmir Radar kule kayıtları, dâhili, harici telsiz telefon tapelerinde neden tahrifatlar yapıldı?

ATA UÇAĞI 5. PERONA YANAŞTIRILDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesini almak üzere İzmir Adnan Menderes Havalimanı'ndan kalkan ATA uçağının Dalaman Havalimanı'nda VIP uçaklar daima 24 numaralı perona yanaştırıldığı halde o gece neden 5 numaralı perona yanaştırıldığı da ciddi bir soru. ATA uçağının Erdoğan içindeyken Dalaman Havalimanı pist başında tam 11 dakika bekletilmesi ve Monarch Havayolları'na ait bir uçağın indirilmesinin buna gerekçe gösterilmesi izah edilemiyor.


7 Nisan 2018 Cumartesi

15 Temmuzun yeni görüntüleri ortaya çıktı

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Etimesgut'taki Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığındaki olaylarla ilgili yeni görüntüler ortaya çıktı. General'e selam verip teslim olmuşlar.

http://www.borsagundem.com/video-galeri/15-temmuzun-yeni-goruntuleri-ortaya-cikti-video/1292380