26 Kasım 2020 Perşembe

Akıncı Üssü davasının kararları açıklandı

 FETÖ'nün 15 Temmuz darbe teşebbüsünde komuta merkezi olarak kullandığı akıncı Üssü'nde yaşananlara ilişkin yargılama tamamlandı

Darbe girişimini Akıncı'dan yöneten siviller Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş 79'ar kez ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldı.


Ankara'yı vuran pilotlara yakıt sağlayan eski İncirlik 10. Tanker Üs Komutanı tuğgeneral Bekir Ercan Van, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis aldı.


Dönemin ÖKK Komutanı Zekai Aksakallı'yı derdest etmeye çalışan ekibin başındaki eski albay Fatih Yarımbaş, 9 kez ağırlaştırılmış müebbet aldı.


15 Temmuz darbe girişiminde darbeci F-16 pilotlarını yönlendiren eski yarbay Hakan Karakuş, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.


Darbe girişimi sırasında F-16'lara bombalama talimatlarını ileten eski yüzbaşı Mustafa Mete Kaygusuz, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı.


Polis Havacılık Dairesi'ni lazerle işaretleyen eski pilot binbaşı Mustafa Azimetli, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.


Darbe girişimi sırasında Polis Özel Harekat Dairesi'ni bombalayan eski pilot yüzbaşı Uğur Uzunoğlu 45 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı.


Darbe girişiminde Ankara'da F-16 ile ilk uçuşu gerçekleştiren eski binbaşı Mehmet Fatih Çavur'a 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.


Darbe girişiminde Ankara Emniyet Müdürlüğü'nü bombalayan eski üsteğmen Mustafa Özkan, 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.


Darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınındaki 15 kişiyi şehit eden pilot Müslim Macit, 16 kez ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldı.


Darbe girişiminde Ankara Emniyet Müdürlüğünü bombalayan pilotlar Mehmet Yurdakul ve İlhami Aygül, 3'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi.


TBMM, TÜRKSAT ve Polis Özel Harekat Dairesi'ni bombalayan eski pilot yüzbaşı Hüseyin Türk'e 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.


15 Temmuz'da dönemin Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi'yi alıkoyan eski tuğgeneral Timurcan Ermiş, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi.


Darbe girişiminde Emniyet Havacılık Dairesi'ni bombalayan pilotlar Mehmet Çetin Kaplan ve Ertan Koral'a 8'er kez ağırlaştırılmış müebbet verildi.


Darbe girişimi sırasında TBMM'yi bombalayan eski pilot yarbay Hasan Hüsnü Balıkçı, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.


Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanlığı Genel Sekreteri eski albay Veysel Kavak'a, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.


Darbe girişimi sırasında F-16 pilotlarına bombalanacak yerleri bildiren eski yüzbaşı Ahmet Tosun, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı.


Eski Hava Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanlığı Sistemler Daire Başkanı tuğgeneral Recep Sami Özatak, 79 kez ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldı


15 Temmuz'da Hava Kuvvetleri Harekat Merkezini ele geçirmeye çalışan eski tuğgeneral Kemal Mutlum, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı.


15 Temmuz'da Hava Kuvvetleri Komutanlığı Genel Sekreterliği'nde görevli eski albay Ali Durmuş, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi


Akıncı davasında, darbe girişimi sırasında üssün Harekat Plan Subayı olan eski binbaşı Murat Bicil, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı.


Darbe girişimi sırasında 143. Filo harekat subayı olan eski binbaşı Ali Karabulut, 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.


Akıncı davasında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ve sivil imam Adil Öksüz'ün de arasında bulunduğu 6 firari sanığın dosyasının ayrılması kararlaştırıldı.






26 Haziran 2020 Cuma

Darbe girişimi davasında 86 sanığa ağırlaştırılmış müebbet

Jandarma Genel Komutanlığı darbe girişimi davasında 86 sanığa "anayasayı ihlale teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Jandarma Genel Komutanlığı darbe girişimi davasında 35 sanığa "anayasayı ihlale teşebbüs" suçundan müebbet hapis cezası verildi.

Davada eski TEM Daire Başkanı Turgut Aslan'ı yaralayan eski albay Erkan Öktem'e "kasten öldürme" suçundan 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis verildi.

23 Haziran 2020 Salı

103 sanığın yargılandığı 28 Şubat davasına ilişkin istinaf incelemesi tamamladı

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi, 28 Şubat davasında 18 sanığa verilen müebbet hapis cezalarını hukuka uygun buldu.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince karara bağlanan 103 sanığın yargılandığı 28 Şubat davasına ilişkin istinaf incelemesini tamamladı.

Daire, yerel mahkemenin dosyayı karara bağladığı 13 Nisan 2018'den sonra ölen ve yargılama sonucunda müebbet hapse mahkum edilen sanıklar dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ile Çetin Dizdar ve Hikmet Köksal, yargılama sonucunda beraat eden sanıklar Ahmet Atalay Efeer, İzzettin Gürdal ve Hamza Özaltın yönünden hükmü düzelterek, bu sanıklar hakkındaki kamu davasını ölüm nedeniyle düşürdü.

Daire, sanıklar Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, Genelkurmay Harekat Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ahmet Çörekçi, dönemin Genelkurmay MEBS Başkanı ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Hayri Bülent Alpkaya, dönemin Genelkurmay Personel Başkanı Yıldırım Türker, dönemin Genelkurmay İstihbarat ve İKK Daire Başkanı emekli Orgeneral Fevzi Türkeri, dönemin Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Başkanı Hakkı Kılınç, eski YÖK Üyesi ve emekli Korgeneral Erdoğan Öznal, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Aydan Erol, dönemin Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanı Cevat Temel Özkaynak, dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı Çetin Saner, dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, dönemin Genelkurmay İç Güvenlik Harekat Dairesi Plan Şube Müdürü İdris Koralp, dönemin MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral İlhan Kılınç, dönemin Genelkurmay İç Güvenlik Harekat Dairesi Başkanı ve Başbakan Askeri Başdanışmanı Kenan Deniz, dönemin Genelkurmay Adli Müşaviri Muhiddin Erdal Şenel, dönemin Genelkurmay Plan Prensipler Başkanı Vural Avar ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Halil Kemal Gürüz'ün "Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmek" suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmalarında isabetsizlik bulunmadığına kanaat getirerek, bu yönden istinaf başvurularını reddetti.

DİĞER SANIKLAR HAKKINDAKİ HÜKÜM DE İSABETLİ BULUNDU

Daire, 65 sanığın "Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmek" suçundan beraatına, 10'u hakkındaki kamu davasının ise zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine ilişkin Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen hükmü de hukuka uygun buldu.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin yargılama devam ederken ölen sanıklar Teoman Koman, Eser Şahan, Salih Eryiğit ve Tevfik Özkılıç hakkındaki kamu davasının düşürülmesine yönelik istinaf istemlerini de yerinde görmeyen daire, bu sanıklar yönünden istinaf istemlerini esastan reddetti.

18 SANIĞIN ADLİ KONTROLÜ SÜRECEK

Daire, müebbet hapis cezasına çarptırılan 18 sanık hakkındaki adli kontrolün devamını da kararlaştırdı. Dairenin buna ilişkin gerekçesinde sanıklara yüklenen suçun niteliği, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delil durumu, dosya kapsamındaki bilgi ve belge içeriklerinin dikkate alındığı ifade edildi.

Kararda, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararlara karşı 15 gün içerisinde Yargıtay ilgili ceza dairesi nezdinde temyiz yolunun açık olduğu belirtildi.

Partilerden 'Yassıada' teklifine tam destek

AK Parti, CHP ve MHP milletvekilleri, TBMM Anayasa Komisyonu'nda oy birliğiyle kabul edilen ve bugün TBMM Genel Kurulu'nda görüşülecek Yassıada yargılamalarının hukuki dayanağının kaldırılmasını içeren kanun teklifine tam destek verdi.

AK Partili Meclis Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ve MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, bugün Genel Kurul'da görüşmeleri başlayacak, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Yüksek Adalet Divanı'nın verdiği tüm kararları hükümsüz hale getirecek Yassıada teklifini DHA'ya değerlendirdi.

AK Partili Bilgiç, Yassıada yargılamalarının hukuki dayanağının kaldırılmasını öngören kanun teklifine ilişkin, "Bugün bu Yassıada kararlarını o sözde mahkemenin, Yüksel Adalet Divanı'nı kuran 1 No’lu kanunun 6'ncı maddesini kaldırıyoruz, 27 Mayıs 1960'tan geçerli olmak üzere. 27 Mayıs milletimizin vicdanında, aklında, kalbinde her zaman mahkum olmuştu. Rahmetli Menderes ve iki arkadaşına yapılanları topyekün bu millet unutmadı. Darbelerin asıl mağduru milletin ta kendisi. Biz de ayıpları temizlemek adına Yüksek Adalet Divanı kararlarını ortadan kaldırmış bulunuyoruz" dedi.

'Aile olarak bu zulümden nasibimizi aldık'

Bilgiç, 27 Mayıs 1960 darbesinde belki de en fazla zulüm gören aile olduklarını vurgulayarak şöyle dedi:

"Darbeden bütün millet çok ciddi bir şekilde mağdur oldu. Biz de aile olarak o zulümden nasibimizi aldık. Amcam Said Bilgiç Bey, DP milletvekiliydi, 1950-1960 döneminde. İdamla yargılandı. Bir diğer büyük amcam Emin Bilgiç Bey, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde profesördü. 147’lere dahil edilerek elinden akademik unvanı alınarak üniversiten atıldı. Dedem Sadık Bilgiç Bey müftüydü, emekli edildi. Topyekün bütün aile bir baskı altında tutuldu. 1980’ne geldiğimizde babam DP kurucularından 'Koca Reis' lakaplı Sadettin Bilgiç, Zincir Bozan’daydı. Said Amcam Mamak Cezaevindeydi. Bir bireysel mağduriyet söz konusu aynı zamanda."

Bilgiç, bugün Genel Kurul oturumunu yöneteceğini anımsatarak, tüm milletvekillerinin bu düzenlemeye ‘evet’ oyu vereceğinin de altını çizdi.

'Geç ama ilk adım'

CHP'li Özel de söz konusu düzenleme için, "Geç kalınmış ama ilk adım" değerlendirmesinde bulanarak, şunları söyledi:

"Meclis bugün gecikmiş ama doğru bir adımı hep birlikte atıyor. Meclis'te grubu bulunan ve bulunmayan tüm siyasi partilerin tam mutabakatıyla, Yassıada yargılanmalarını ortadan kaldıracak, hukuki dayanağını ortadan kaldıracak bir adım atıyor. Yüksek Adalet Divanı'nın kuruluş kanununu geriye dönek olarak ortadan kaldırarak, bu idamları, zaten milletin vicdanında mahkum edilmiş ve kabul edilmeyen bu idamları da ortadan kaldırmış olacak. Doğru bir adım, çok geç bir adım. Ümit ediyoruz ki bu bir ilk adım olur. Çünkü sadece 1960 darbesi değil, demokrasimize karşı yapılmış olan tüm darbe girişimleri bu ülkeye çok şey kaybettirdi. Meclis'in tüm darbelerle yüzleşmesi gerekiyor. 15 Temmuz şehitlerimiz var. FETÖ'nün kumpas davaları var. Kumpas davaları sırasında cezaevlerinde öldürdüğü mağdurlar var. Bunların da tarih önündü cezalandırılması gerekiyor. 1960 ilk darbe olması nedeniyle bütün darbelerin önünü açtı."

'Demokrasi tarihimize altın harflerle geçecek'

MHP'li Akçay ise, Yassıada kararlarının yok sayılmasını öngören yasa teklifine ilişkin, "Bir ölçüde geç kalınmış diyebiliriz. Yakın siyasi tarihimize baktığımızda, maalesef pek çok darbelerle karşı karşıya kalmış bir ülkeyiz. En son 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimine maruz kaldık. Onun için bütün darbelerin mahkûm edilmesi anlamında sembolik de olsa, bir mesaj vermek, ayrıca 27 Mayıs 1960 darbesi ile kurulan, Yüksek Adalet Divanı'nın ve soruşturma kurulunun bu kuruluş gerekçelerini yasal olarak yok eden bir düzenlemenin çok anlamlı olduğunu, demokrasi tarihimize altın harflerle geçecek bir girişim olduğunu düşünüyorum" ifadesini kullandı.

19 Haziran 2020 Cuma

FETÖ'nün sözde Yargıtay grup sorumlusu Çetin Şen'in hapis cezası onandı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, FETÖ'nün sözde Yargıtay grup sorumlusu, eski Yargıtay üyesi Çetin Şen'in 12 yıl 9 ay hapis cezasını onadı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, İlhan Cihaner'in Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı dönemde makamında tutuklanmasına ilişkin süreçte rol oynadığı belirtilen, Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) sözde Yargıtay grup sorumlusu, eski Yargıtay üyesi Çetin Şen'e örgüt üyeliğinden verilen 12 yıl 9 ay hapis cezasını onadı.

Kurul, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinin Şen hakkında verdiği karara yönelik temyiz incelemesini tamamladı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, İlhan Cihaner'in Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı dönemde makamında tutuklanmasına ilişkin süreçte rol oynadığı belirtilen, FETÖ'nün sözde Yargıtay grup sorumlusu, eski Yargıtay üyesi Şen'in örgüt üyeliğinden aldığı 12 yıl 9 ay hapis cezasını onadı.

Çetin Şen hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan mütalaada, sanığın öğrencilik yıllarından itibaren örgüt içinde yer aldığı, örgüt toplantılarına katıldığı belirtilmişti. Örgüt talimatları doğrultusunda Adalet Bakanlığında görev yapan sanığın, Genel Müdürlük görevine getirildiğinin, Yargıtaya üye seçildiğinin ifade edildiği mütalaada, Şen'in himmet topladığı ve verdiği, ByLock kullandığı, Yargıtay üyesi seçildikten sonra da sohbet toplantılarına katıldığı, Yargıtayda grup sorumlusu olduğu, örgütsel faaliyetlere devam ettiği bilgisine yer verilmişti.

Mütalaada, ByLock kaydında "Tacettin C3" kod adını kullandığı belirlenen sanığın 2010'daki anayasa değişikliğinin ardından yeni oluşturulan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilecek üyelerin belirlenmesinde etkin rol oynadığı kaydedilmişti.

Erzincan'daki "Ergenekon" davasına müdahale

Dönemin Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in makamında gözaltına alınmasıyla kamuoyunda geniş yer tutan soruşturmada rol oynadığı belirtilen Çetin Şen'in, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü iken o dönem başsavcı olan Cihaner'i yürüttüğü cemaat soruşturmaları nedeniyle arayıp "Böyle soruşturmalar insanın başını derde sokar." dediği ifade edilmişti.

Öte yandan, Şen'in, bu soruşturmada gizli tanık "Efe" adıyla ifade veren eski İliç Cumhuriyet Savcısı Bayram Bozkurt'tan, İlhan Cihaner ve dönemin 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk ile ilgili tanıklık yapmasını istediği bildirilmişti.

18 Haziran 2020 Perşembe

Yargıtay'dan eski Tuğgeneral Faruk Bal'ın cezasına onama

Yargıtay, sözde "yurtta sulh konseyi" listesinde İçişleri müsteşarı olarak yer alan eski tuğgeneral Faruk Bal'ın ağırlaştırılmış müebbet hapsini onadı.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, sözde "yurtta sulh konseyi" atama listesinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak görevlendirilen eski Kastamonu Jandarma Bölge Komutanı tuğgeneral Faruk Bal'a, "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Daire, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin açılan davada, Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin Bal hakkındaki kararına yönelik temyiz incelemesini tamamladı.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Bal'ın "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan aldığı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Bal'ın, FETÖ'nün şifreli haberleşme ağı ByLock'u kullandığı belirtilen kararda, 11 Temmuz 2016'da, darbe girişimi sırasında haberleşmeyi sağlayan araçların yayın akışının kesilmesi halinde darbeciler tarafından haberleşmek amacıyla kullanılması için kendi birliğinde ihtiyaç olmadığı halde 190 GPS özellikli telsiz talebinde bulunduğu, sanığın bu telsizleri darbecilere tahsis ettiği vurgulandı.

Faruk Bal'ın, sözde "yurtta sulh konseyi" atama listesinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak görevlendirildiği aktarılan kararda, sanığın bu amaçla darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz 2016'da askeri teamüllere aykırı olarak Ankara'ya geldiği kaydedildi.

Kararda, Bal hakkındaki hükümde bir isabetsizlik görülmediğine işaret edildi.


16 Haziran 2020 Salı

15 Temmuz Gazisi Aslan, Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığına atandı

Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararıyla 15 Temmuz Gazisi Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Daire Başkanı Turgut Aslan, Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı görevine getirildi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan karara göre, Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanı Turgut Aslan Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığına atandı.

Gazi 1. Sınıf Emniyet Müdürü Aslan, 1962 yılında Çorum'un Ortaköy ilçesinde doğdu. 1981 yılında Polis Kolejinden, 1985 yılında Polis Akademisinden dereceyle mezun olan Aslan, komiser yardımcısı olarak başladığı görevine sırasıyla, Bursa, Bingöl, Marsilya/Fransa Başkonsolosluğu, Ankara, Yozgat ve Tunceli illeri ile Emniyet Genel Müdürlüğünün değişik birimlerinde devam etti.

Meslek hayatı süresince çeşitli başarı belgeleriyle ödüllendirilen Aslan, 2014 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanı olarak atandı.

Görevi süresince terör örgütleriyle mesai mefhumu gözetmeksizin fedakarca ve kahramanca mücadele eden Aslan, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimine kadar bu görevini başarıyla yürüttü.

15 Temmuz'da hain darbeciler tarafından Jandarma Genel Komutanlığında rehin alınan Aslan, başından vurularak ağır yaralanmış ve geçirdiği operasyonlarla hayata tutunarak ''gazi' unvanı almıştı.

Evli ve iki çocuk babası olan Aslan'a 15 Temmuz'da milli irade ve demokrasiyi savunmak için gösterdiği kahramanca mücadeleden ötürü Devlet Övünç Madalyası verilmişti.





27 Mayıs 2020 Çarşamba

Erdoğan: Darbeyi gerçekleştiren zihniyetin kalıntılarına rastlamaktayız

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Mayıs darbesine ilişkin paylaşım yaptı. Erdoğan, "Bu darbeyi gerçekleştiren zihniyetin halen kalıntılarına rastlamaktayız" ifadesini kullandı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Mayıs darbesine ilişkin Twitter hesabından bir paylaşımda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

"60 yıl önce demokrasi tarihimize çalınan kara lekeyi, millî iradeye vurulan 27 Mayıs darbesini, Türkiye için mücadele eden demokrasi kahramanlarını haksız şekilde idam eden zihniyetin bu ülkeye karşı yaptığı en büyük kötülük olarak hatırlayacağız. Aslında Gazi Mustafa Kemal’in "muasır medeniyetlerin üzerine çıkma" hedefine de ihanet anlamına gelen bu darbeyi gerçekleştiren zihniyetin, bugün maalesef halen kalıntılarına rastlamaktayız.

Bugün halen bu zihniyet milletin bizatihi kendisini aşağılayan; demokrasimizi ve bağımsızlığımızı darbeyle tehdit eden; yalanlarla, iftiralarla bu ülkenin evlatlarını birbirine düşürmeyi amaçlayan bir yapıda, Türkiye'nin kutlu yürüyüşünü engellemeye çalışmaktadır.

Medeniyetimizin son kalesini, mazlumların tek umudunu, evimizi, yurdumuzu, göz bebeğimizi, yani Türkiye Cumhuriyeti'ni ve demokrasimizi bu darbeci zihniyete karşı korumak ve hep bir adım ileriye taşımak için canla başla çalışmaya devam edeceğiz.

Başta darbeciler tarafından haksız şekilde idama mahkum edilen merhum Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşları olmak üzere, 27 Mayıs darbesinin tüm mağdurlarını rahmetle ve saygıyla yâd ediyorum. Yaşasın Demokrasi ve Özgürlükler. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.

Bahçeli: Yassıada'da hukuka deli gömleği giydirilmiştir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın açılış töreninde "Yassıada'da hukuka deli gömleği giydirilmiştir" ifadelerini kullandı
Eski Başbakan Adnan Menderes, dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idam edildiği Yassıada'nın adı, 2013 yılında Demokrasi ve Özgürlükler Adası'na dönüştürülmüştü. Çehresi son 5 yılda değişen 103 bin 750 metrekarelik alana sahip ada, 27 Mayıs darbesinin yıl dönümünde hizmete açılıyor.

Açılış töreninde konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

- Yassıada yalnızca denizin ortasında sivrilen bir kara parçasının adı değildir. Burası aynı zamanda milli hafızalara kazınmış, alacakaranlık bir devrin hukuk kisvesiyle demokrasiyle vurulan paslı zincirlerin simgeleşmiş yeridir.

- Yassıada'da hukuka deli gömleği giydirilmiştir. Burada sadece 1950-60 dönemi yargılanmamış, irade ve egemenliğin yegane sahibi aziz milletimizin takdir ve tercihleri de hazin şekilde sorguya çekilmiştir.

- Demokrasi pek çok tanımının yanında, tahammül sistemi, sabır rejimidir. Şartlar nasıl tezahür ederse etsin milletin verdiği yetkiyi yine alacak milletin kendisidir. Sandıktan çıkan sonuç, zorla, silah yoluyla tahrip ve tasfiye edilirse acıklı olaylar zincirleme halinde yaşanacaktır.

- Cepheleşerek sonuç alamayacağımız görülmelidir. Çatışmanın ve çekişmenin sonu olmadığı bilinmelidir. Hala darbeye umut bağlayanların varlığı, tedavisi olmayan ihanet virüsüne delalettir. Geleceğin güzel günlerine Cumhur İttifakı'yla ulaşılacak.


Erdoğan: Yassıada'da yapılan yargılama değil, hukuk cinayetiydi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın açılış töreninde "Türkiye bundan tam 60 yıl önce tarihinin en kara günlerinden bir olan 27 Mayıs darbesine maruz kaldı" ifadelerini kullandı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın açılış töreninde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye bundan tam 60 yıl önce tarihinin en kara günlerinden bir olan 27 Mayıs darbesine maruz kaldı." dedi.

Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:

Aziz milletim, değerli Meclis Başkanı, MHP'nin değerli genel başkanı, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Türkiye bundan tam 60 yıl önce tarihinin en kara günlerinden biri olan 27 Mayıs darbesine maruz kalmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup cuntacının gerçekleştiği darbenin ardından yaşananlar sadece demokrasimiz adına değil adalet adına utanç vericiydi.

Bizzat faillerin itirafıyla önceden verilen emirlerin uygulanması şeklinde geçen yargılanmaların sonuc büyük faciayla bitmişti.

Milli iradenin temsilcisi konumundaki Demokrat Parti yöneticilerinin her türlü hakaret, işkenceye maruz kaldığı yargılamalar burada yapılmıştı. Aslında burada yapılan yargılama değil ülkenin meşru yöneticilerine bir hukuk cinayetiydi.

Aylar boyunca tam anlamıyla bir zulüm makinesi işletilmiştir. Ülkenin cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, komutanlar, milletvekilleri, bürokratları insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldılar. İstiklal Harbimizin kahramanlarından olan bu ülkenin cumhurbaşkanını intihara teşebbüs noktasına getirdiler.

Nezaketi, kibarlığı insani hasletleri dillere destan olan Başbakanı idama getirirken bile prostat muyanesi yapacak kadar alçaldılar. Genelkurmay Başkanı'nı darbecilere katılmayı reddettiği için bir teğmene tokatlatarak tarihte görülmemiş rezillikler sergilediler.

İdam kararları burada alınmıştı. Her üç kahraman da idam sephasına vakarla, gururla, inançla yürüdü. Yaklaşık 16 ay sonra 16-17 Eylül 1961 tarihinde gerçekleşen bu idamlar milletimizin yüreğine kor bir ateş gibi düşmüştü. O gün hukuk ve adalet ayaklar altına alınarak milletin bu üç adamı değil bizatihi milli iradenin ta kendisi olmuştur idama gönderilen.

Yassıada kurulan tiyatro mahkemelerde yargılanan rahmetli Menderes ve arkadaşları değil, tarih, kültür, değerler ve inançlarıyla milletimizdir. Ama Türk milletinin kalbindeki sevgiyi söndürmeye bir avuç darbecinin gücü yetmizdi. Sürgüne gönderilen Hindistan'dan idam kararlarının hukuki ve meşru olmadığını belirterek trajediyi engellemek için çırpınan merhum Alparslan Türkeş'i de rahmetle yadediyoruz.

Menderes'i ve arkadaşlarını idam sephasına çıkartanların onları destekleyenlerin alınlarındaki kara leke hiçbir zaman silinmeyecektir. Menderes ve arkadaşlarının milletimizin kalbindeki mümtaz yeri güçlenerek devam edecektir.

Tarihi değiştiremeyiz ama doğru yorumlamasını sağlamak için tarihin hatırlanma biçimini değiştirmek elimizdedir. Bir yandan o meşum günleri hatırlarken milli iradenin üstün geldiğini gösterebiliriz. Şu anda üzerinde bulunduğumuz adada böylesine anlamlı bir duruş sergiliyoruz.

Yassıada zindanlarında yatan Faruk Nafiz Çamlıbel o günleri şu şiirle dile getirmişti:

Gün doğar, sohbetimiz yalnız ölümdür adada,
Gün batar, uykuda rüyâmız ölümdür yalnız.
Derseniz: Böyle cehennem mi olur dünyada?
Çok değil, bir gecelik bizde misafir kalınız!

*

Bilmiyor gülmeyi sâkinlerinin binde biri,
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada.
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür;
Mavi bir gölde elem katrasıdır Yassıada.

*

Gece zindanda Yusuflar sıralanmış yatıyor,
Yüzlerinden okurum sapsarı rü'yâlarını...
Kimi sehpâda görür kendini, çarmıhta kimi,
Ve ararlar yine zindandaki dünyâlarını...

*

Biz de Şeyhoğlu Satılmış gibi çizdik duvara:
Nice yıl dillere destân olacak nâmımızı.
Bu canım yurt ona gurbet, bize zindân oldu,
Geçtiler yanyana tarihe serencâmımızı.

*

Kerbelâ akşamının Marmara ufkunda tüten,
Çölü deryaya çevirmiş sel olan göz yaşımız,
Görerek kanlı bulutlarda Hüseyn'in yüzünü,
On Muharrem gibi mâtem tutuyor yılbaşımız.

*

Ya gezen bir ölü, yahut gömülen bir diriyim,
Mumyadır canlı da, cansız da bu kabristanda,
Gömdüler ruhumu yüz bir sene mahkûmu gibi
Cismim ayrılsa da ruhum kalacak zindanda."

*

Evler yıkılır, köyler olur hâk ile yeksân,
Virân yeri birkaç yıla varmaz onarırlar.
Yalnız şu gönül mülkü harap olmaya görsün;
Tamire yetişmez onu dünyada asırlar.

İdama giderken 'devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim' diyen Başbakan Menderes, İdama giderken abdestini alıp namazını kılan ve celladına 'sen çekil ben iterim' diyen Fatih Rüştü Zorlu'nun, Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın anısına sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur.

Her ne kadar daha sonra 'Biz Yassıada'da katliam yaptık' diyerek suçlarını ikrar etse de tarihin hükmünden kurtulamamışlardır. Rahmetli Özal'ın döneminde rahmetli Menderes ve arkadaşlarının kabirlerinin İmralı'dan taşınması 30 yıl önce vefa örneğiydi.

Biz 60 yıl sonra gönülleri tamir etmek için buradayız. Biz burasını Demokrasi ve Özgürlükler Adası haline getirmeyi kararlaştırdık. Bu da bize nasip oldu. Adadaki her bir tesise de tarihi anlamına uygun isimler verildi. Subay Gazinosunun ismi Adnan Menderes Müzesi olarak devam edecek. Konferans salonu da Adnan Menderes ismini taşıyacak. Her ikisi de burada yargılanan Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'un ismi cam meydana, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Sadık Altıncan'ın ismi kütüphaneye verildi.

Yargılamaların yapıldığı spor salonu Hasan Polatkan'ın, camii de Fatih Rüştü Zorlu'nun ismini taşıyacak. Tüm bu sembolleriyle Demokrasi ve Özgürlükler Adası istiklal ve istikbal mücadelesinin nişanesi olacaktır.

Özellikle rahmetli Menderes'in bu noktada 'Yeter Söz Milletindir' çıkışı, bizim de bunu 'Yeter Karar Milletindir' ifadesiyle geliştirdiğimiz süreçler birbirinin adeta mütemmimidir.

Biz bu şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz. Rabbim mekânlarını inşallah cennet eylesin niyazında bulunuyoruz. Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçiş süreci çok önemlidir. Milletimizin her bir ferdinin özellikle de gençlerimizin bu dönemi çok iyi bilmesi gerekiyor.

Şu anda ekranları başında bizleri izleyen gençlerimize sesleniyorum, cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal'in hastalığının ve ölümünün ardından tek parti hükümeti CHP adeta kabus gibi çökmütür. Kalkınma hamlesinin önü tek parti zihniyeti tarafından özellikle kesilmiştir. Merhum Menderes'in 1950-60 on yılı, gençler burayı iyi öğrenmelisiniz, 10 yılda Türkiye'nin kat ettiği mesafeyi çok iyi öğrenmelisiniz. Bu işler lafla olmuyor. Acaba 10 yılda bu ülkede yapılan barajlar, köprüler, yollarına varıncaya kadar tüm bunlarla beraber Türkiye neler kazandı? Milli geliri nereden nereye çıktı. Bire üç katlamak suretiyle Türkiye katladı. Bunları gençlerin araştırıp öğrenmesi lazım.

Uçak üretiminden demiryollarına, silah ve milli üretim projemiz bu dönemde hayata geçti. Halkın taleplerine ve baskısına daha fazla dayanamayan tek parti CHP'si, çok partili siyasi hayata geçişi ancak açık oy gizli tasnif yöntemiyle başlatmıştır. Böyle bir demokrasi olabilir mi? CHP bunu yapmıştır.

1950'de nasıl olsa yine sandıklara hakim olacağı inancıyla gittiği seçimlerde CHP'nin faşizan yöntemleri bile engel olamadı.

1954-57 seçimleri milletimizin demokrasi ve özgürlük seçimlerinde kararlı olduğunu gösterdi. Yüzde 53,5 ile iktidara gelen Demokrat Parti 57 seçimlerini birinci olarak tamamlamıştır. Rahmetli Menderes'in milli gelirimizi üç katına çıkaran, yollarla, sanayi tesisleriyle ülkeyi donatması milletimizi memnun ederken birilerinin rahatsızlığına yol açıyordu.

Bu demokrasi ve kalkınma dalgalarına karşı sık sık başvuracakları bir yönteme sarıldılar. Sınırlarımızın bekçisi, milletimizin güven kaynağı kahraman ordumuzun içinden devşirdikleri cuntacılarla milli iradeyi, baskıyla, silahla ve yeri geldiğinde kanla görmeye çalıştılar.

Tüm darbelerin, cunta hareketlerin temel karakteri milletimizin tarihine ve değerlerine düşmandır. Emperyalizmin uç beyliğini yapan darbeciler bölücülük cereyanlarına su taşımışlardır.

Her darbe sonunda yetişmiş kadroları tasfiye ederek ülkenin gerilemesine yol açmışlardır. Halkın inancını, kılığını, kıyafetini aşağılayanların ne kadar ilkel ve bağnaz olduklarının en çarpıcı örneği darbelerdir. Demokrat Parti'nin ezanı aslına döndürmekten, kapalı camileri açmaya, Türkçenin bin yıllık birikimine sahip çıkmaya kadar milletin talebine verilen her cevabı yüzlerine atılan bir tokat gibi görüyorlardı.

Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir ilkesinin hayata geçirilişini hesapsız, sorumsuz şekilde kullandıkları iktidar gücünün ellerinden kayıp gidişi olarak değerlendiriyorlardı.

Demokrat Parti'nin güçlü şekilde iktidar gelmesi oyunlarını bozuldu. Sokakları karıştırmaktan, terör örgütlerinden medet ummaya kadar kirli bir siyaset anlayışına sarıldılar.

Kendi çıkarları için meclisi itibarsız hale getirdiler. Darbe çığırtkanlığı yapmaktan asla çekinmediler. Çoğu defa gizleyemedikleri bir sevinçle darbeleri karşıladılar. Ülkeye kazandırılan her esere, yatırıma, yükselen inşaata, elde edilen her başarıya karşı çıktılar.

Menderes'e nasıl saldırdılarsa rahmetli Özal'a, Cumhur İttifakı'na yöneldiler.

Sağlık hizmetlerini geliştirmek için şehir hastaneleri kurduk. En gelişmiş cihazlarla donalttık, hizmet kalitesini yükselttik, hepsini engellemeye çalıştılar. Adeta koronavirüs olaylarını yaşar gibi şehir hastanelerini, eğitim hastanelerini inşa ettik.

Ülkemizi oto yollarla, hızlı tren, havalimanlarıyla donattık. Hepsine karşı çıktılar. Kalkınmamız için enerjide gereken altyapıyı kurduk. Akdeniz'deki sondajlarımızdan rakip ülkelerden daha çok CHP ve şürekası rahatsız oldu.

Kaç tane sondaj gemimizin Akdeniz'de olduğunu bilmeyecek kadar bunlar cehalet timsalidir. Yine rahatsız olacaklar ama şimdiden müjdesini milletimizle paylaşmak istiyorum. Fatih Sondaj Gemimiz 29 Mayıs'ta İstanbul Boğazı'ndan geçerek yeni sondajlar için inşallah Karadeniz'e açılacaktır.

Sanayimizi geliştirdik, ticaretimizi büyüttük. Üretimi, istihdamı rekor seviyelere çıkardık. Türk Milleti 15 Temmuz darbe girişiminde sokaklarda canı pahasına mücadele ederken, tankları alkışlayan, televizyon başında sonucu bekleyen işte yine bunlardır.

Dün ezandan, istiklal marşından, bayraktan, birliğimizden, beraberliğimizden rahatsızdılar, bugün de rahatsızlar. Dün darbeden emperyalistlerin desteğinden, felaketlerden medet umuyorlardı. Hamdolsun milletimiz adeta kılcal damarlarına kadar ezbere bildiği bu zihniyete ülkeyi 1950'lerden bu yana teslim etmemiştir.

Başakşehir'de Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nin açılışını yaptık. 2600 yataklı hastanemiz dünyada örnek hastanelerden bir tanesi. Bu hafta içerisinde iki hastaneyi, bir tanesi Yeşilköy'de, bir diğeri Sancaktepe'de olmak üzere açılışını yapıyoruz. Birisi profesör emekli Murat Dilmener bir diğeri Meliha Öz, o da koronadan rahmetli oldu. Bir diğeri de Sultan Abdülhamit'in askerler için yaptığı Hadımköy'deki hastanenin açılışını yapıyoruz.

Dün milli iradeye rağmen iktidar rüyası görüyorlardı, bugün de aynı rüyayı görüyorlar. Bize 'Suriye'de, Libya'da, İdlib'de ne işiniz var' diyorlar. Buralarda ne işimizin olduğunu çok kısa zamanda çok çok iyi anlayacaksınız.

Açılışını yapmak üzere biraraya geldiğimiz Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın Türkiye'nin 60. yıllık mücadelesinin yanında gelecekteki hedeflerinin de simgesi olacağına inanıyorum.

Biliyorsunuz Camp David toplantıları olurdu. Oraya kapanırlar kararlar alınırdı. İnşallah bu ada da öyle olacak. İnşallah ulusal ve uluslararası konuklar buraya gelecek toplantılarını yapacak.

Rahmetli Menderes başta olmak üzere Türkiye'nin istiklali ve istikbali için mücadele eden kahramanlarımıza, şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Tüm askerlerimize, polisimize, jandarmamıza, istihbaratçılarımıza şükranlarımı özellikle sunuyorum.

Cumhur İttifakı olarak kararlı bir şekilde emin adımlarla bu yola devam ediyoruz. Rabbim hepimizi inşallah milletçe olabilecek belalardan korusun, esirgesin ve zafere ulaştırsın. Genel Başkan sayın Bahçeli'ye, ekibindeki tüm MHP'li kardeşlerime bu dönemde sergiledikleri dirayet ve verdikleri destekler için şükranlarımı sunuyorum.

Yatırımları gerçekleştiren TOBB'a, sayın Başkan ve şahsım ve ekibine milletim adına teşekkür ediyorum. Eski Kültür Bakanımız Ömer Çelik, Çiğdem Karaaslan ve eşine, milletvekilimiz Ali İhsan Arslan başta olmak üzere herkesi tebrik ediyorum.

Bu adamın Türkiye Cumhuriyeti var oldukça demokrasi ve özgürlükler adası olacağına inanıyor, sizleri bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un açıklamları:

Sayın Cumhurbaşkanım, kıymetli misafirler hepinizi hürmetle selamlıyorum.

27 Mayıs askeri darbesinin 60. yıldönümü. Milli iradeyi yok sayan, hastalıklı geleneğin ilk örneği olan bir hadiseyi anmak için toplanmadık. Amacımız kuru kuruya bir yas töreni değildir.

En sıhhatli tavır onlarla yüzleşip, üstesinden gelebilmektir. Bizi bugün buraya biraraya getiren yeni bir başlangıçtır. Sembolik adada yükselen binaların malzemesi sadece maddi unsurlar değildir. Her binanın temelinde milletimizin özgürleşme iradesi, anayasal düzeni savunma kararlılığı bulunmaktadır.

Yassıada'nın yeni yüzü sıradan peyzaj çalışması değil yüzleşmedir. 27 Mayıs askeri darbesi demokrasiye bir suikast, kalkınma çabasına engel olmuş gerici ve ilkel bir tertiptir.

Bu tertibin sonunda Başbakan Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmiştir. Bu onları seçen milletin bizatihi kendisine yönelik zulüm olarak tecelli etmiştir.

Milli kadrolar ne zaman Türkiye'yi ilerlemeye soksa bunu kendilerine tehdit olarak odaklar harekete geçer.

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat ve en son 15 Temmuz'daki adresi darbelerin ilk halkası olan 27 Mayıs kifayetsiz bir çizginin eseridir. 27 Mayıs'tan itibaren belirli aralıklarla gerçekleşen antidemokratik hareketlerin, Türkiye'nin saldırılara açık, yabancı güçlere daha bağlı hale getirilmesidir.

Demokrasimiz, sivil siyaset, 27 Mayıs askeri darbesinden bu yana iftihar edeceğimiz seviyede gelişmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanım. Toplum ve siyaset hayatımız uzun yıllar 27 Mayıs ve Yassıada ile derinleşenh bir yarayla derinleşmiştir.

Yassıada yargılamaları ve akabinde idamlar toplumsal ve siyasi hafızamızda tamiri zor yaralar açmıştır. Merhum Menderes'in eli bağlı şeklinde idama giderken gösteren resim millete ve siyasetçiye verilen gözdağıdır.

Sayın Cumhurbaşkanım bu anlattığım sebeplerle zatı alinizin 'Biz bu yola kefenimizle çıktık' sözünüz o dayatmaya karşı güçlü bir meydan okumadır. Darbeciliğin yenilmesinde, 15 Temmuz'daki milli direnişte bu meydan okumanın payı şükranla anılmak üzere büyüktür.

Bu ada siyasi ve hukuki cinayetin olay mahallidir. Bu adanın adı 2013 yılında Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak değiştirilmişti. Şimdi bu ada yepyeni yüzüyle milletimizin karşısına çıkmaktadır. Bu adanın bayındır ve aydınlık haline dönüşmesine liderlik eden sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı arz ediyorum. Milli iradenin tahkimi, demokrasimizin sivil siyasetimizde başta Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan ve 15 Temmuz'da bedel ödeyen herkesi rahmet ve şükranla anıyorum. Hepinizi hürmetlerimle selamlıyorum.


Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli'den tarihi açılış

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün açılışının gerçekleştirileceği Demokrasi ve Özgürlükler Adasına geldi. Erdoğan'a, Meclis Başkanı Mustafa Şentop, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'de eşlik etti
27 Mayıs darbesinin ardından Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idamına karar verildiği Yassıada, darbenin 60'ıncı yıl dönümünde, 5 yıllık çalışmaların sonunda Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak açılıyor. Adanın açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin katılacağı törenle gerçekleştirilecek. Açılış töreninde kabine üyeleri ve askeri yetkililer de yer alacak.

103 bin 750 metrekarelik alana sahip adada demokrasi ve şehitler anıtı açık hava müzesi, demokrasi parkı, sergileme alanları ile kafeterya ve restoranlar yer alıyor. Yargılamaların yapıldığı mahkeme salonu ise 27 Mayıs Müzesi'ne dönüştürüldü.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE MHP GENEL BAŞKANI BAHÇELİ, DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER ADASI'NI GEZDİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli, özel bir tekneyle saat 15.15'te Demokrasi ve Özgürlükler Adası'na geldi.

Erdoğan ve Bahçeli'ye, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Meclis Başkanvekili Celal Adan, AK Parti İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ile eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman da eşlik etti.

Erdoğan ve Bahçeli ile beraberindekiler, Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda ilk olarak 27 Mayıs Müzesi'ni gezdi. 

Yargılamaların yapıldığı müzede incelemelerde bulunan Erdoğan ve Bahçeli, dev ekrana yansıtılan Dünden Bugüne Yassıada Belgeseli'ni de izledi.

Daha sonra Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi'ne geçen Erdoğan ve Bahçeli, burada Adnan Menderes'in doğduğu evin benzerinin yer aldığı "Aydın Evi"ni de ziyaret ederek, günün anısına fotoğraf çektirdi.

Erdoğan, Bahçeli ve beraberindeki heyet, Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın diğer bölüm ve alanlarını da gezerek yetkililerden bilgi aldı.








Demokrasi ve Özgürlükler Adası açıldı

Yassıada, 27 Mayıs 1960 darbesinin 60. yılında 'Demokrasi ve Özgürlükler Adası' adıyla halka açıldı.

'Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın açılışında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş dua okudu.

Açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli birlikte yaptı.

Türk demokrasi tarihinde "kara bir leke" olan 27 Mayıs 1960 darbesinin 60. yılında Yassıada, Demokrasi ve Özgürlükler Adası adıyla açılmış oldu.

Kurdelenin kesildiği o anlar kameralara böyle yansıdı.













Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak yeniden doğuyor

Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birine ev sahipliği yapan, ismi "yassı", namı "yaslı" ada, Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak yeniden doğuyor
Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemlerinden birine ev sahipliği yapan, ismi "yassı", namı "yaslı" ada, Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak yeniden doğuyor.

İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin zulmüne uğrayan Demokrat Partili 592 siyasetçi, 15 ay boyunca Yassıada'da hücrelerde, zindanlarda tutuldu.

Yassıada'daki sözde mahkeme sonrası Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan cuntacıların kararıyla idam edildi.

27 Mayıs 1960 darbesinin 60. yılında Yassıada; demokrasi ve milli iradeyi yansıtacak müze kütüphane, konferans salonu ve Demokrasi Feneri gibi birçok sembol yapıyla yenilenerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılacağı özel bir törenle halka açılıyor.

Açılış törenine, Yassıada'da tutuklu kalan Demokrat Partili siyasetçilerin bir bölümünün çocukları ve torunlarının da katılması bekleniyor.

Demokrasinin en karanlık günlerinin tanığı: Yassıada

Yüz yıla yaklaşan Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olan 27 Mayıs 1960'ın üzerinden tam 60 yıl geçti. 27 Mayıs, demokrasiye düşürdüğü gölgeyle, pek çok acıya ve zulme yol açarken, darbenin en karanlık günleri hiç kuşkusuz Yassıada'da yaşandı.

Marmara Denizi'ndeki adalar grubunun bir parçası olan, İstanbul'a komşu bu küçük kayalık; 185 metrelik eni ve 740 metrelik boyu ile Bizans döneminde politik sürgünlerin uğrak yeri haline gelen bir zindan adası olarak kullanılmıştı.

İstanbul'a yalnızca birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Yassıada, Cumhuriyet tarihindeki kötü ününü ise 27 Mayıs darbesi sonrası Demokrat Parti yönetiminin ve milletvekillerinin tutukluluklarına, sözde mahkemede yargılanmalarına ev sahipliği yapmasıyla aldı.

Başta dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes olmak üzere, dönemin bakanları ve DP milletvekilleri Yassıada'da kimi zaman hücrelerde, kimi zaman Bizans döneminden kalma zindanlarda tutuldu, aylarca tecrit edildi, aileleriyle dahi görüştürülmedi.

Yassıada'nın üzerine çöken karanlığın koyuluğunu daha da artıran olay ise Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun adadaki sözde mahkemenin verdiği kararlarla idam edilmeleri oldu.

Cumhuriyet tarihinin, demokrasinin en karanlık günlerine tanık olan ve böylece halk arasında "Yaslı Ada" olarak anılmaya başlanan Yassıada, Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak yeni bir döneme başlıyor.

Yassıada'dan Demokrasi ve Özgürlükler Adası'na

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatları ve girişimiyle bundan 5 yıl önce başlayan çalışmalar tamamlandı.

Yassıada, eski günlerini geride bırakarak, toplumsal hafıza açısından son derece önemli bir kongre merkezine ve açık hava müzesine dönüştürüldü.

İşletmeciliğini Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) üstlendiği, günübirlik ziyaretlere de açılacak Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın iki temel işlevi olacak.

Öncelikle, Türkiye'nin demokrasi ve siyasi tarihinin utanç vesikaları olan darbe, tutuklamalar ve yargılamalar ülkenin genç nesillerine öğretilerek, Menderes, Polatkan ve Zorlu'nun aziz hatıraları yaşatılacak.

İkinci olarak ise ulusal ve uluslararası demokrasi ve insan hakları toplantılarına ev sahipliği yapılarak, bu alandaki tarihi tecrübe küresel düzeyde paylaşılacak.

Adaya 40 bin yeni ağaç ve bitki dikildi

Bir dönem Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından eğitim üssü olarak kullanılan ve bu nedenle çok katlı beton binalara ev sahipliği yapan adanın yüzde 60'ı (inşaat alanının üç katı) peyzaj alanı olarak ayrıldı.

İklim ve araziye uygun 40 bine yakın yeni ağaç ve bitki dikilirken, adadaki mevcut nitelikli ağaçlar ve tescilli yapılar da korundu.

Müzeleri ve kongre salonu ile ada dünyaya açılıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özellikle üzerinde durduğu konulardan biri olan adanın karanlık geçmişinin yeni nesillere ve dünyaya anlatılması amacıyla darbe yargılamalarına sahne olan spor salonu, 27 Mayıs Müzesi'ne dönüştürüldü.

Adadaki yapılardan biri de dünyanın demokrasi tecrübesi ve insan hakları tarihinin aktarıldığı Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi olarak değerlendirildi. Kütüphanesi ve sergi alanlarıyla birlikte ada, tam anlamıyla bir açık hava müzesi olarak tasarlandı.

Öte yandan; adada uluslararası alanda üst düzey katılımcıların da misafir edilebileceği dikkate alınarak 123 odalı kongre oteli, her türlü toplantıya ev sahipliği yapabilecek 500 kişilik kongre merkezinin yanı sıra cami, anıt ve park ile meydanlar da inşa edildi.

Adanın diğer yapıları ise tarihi Bizans sarnıcı ve zindanları, şato yapısı, seyir terasları, engelliler için yatay asansör, tarihi subay gazinosu, iskele idare ve kriz yönetim yapısı, karşılama yapısı, helikopter pisti, restoran ve personel yatakhanesi ile yönetim binasından oluşuyor.

Demokrasi Feneri ışığını yakıyor

Adanın en dikkat çekici yapısı ise 24 metre yüksekliğindeki taş yüzeyli Demokrasi Feneri.

Fenerin ışığı yalnızca adadan değil komşu adalardan ve İstanbul'un yakın kıyılarından da görülebilecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın vurguladığı gibi demokrasiye olan saygıyı ve inancı canlı tutan, simgeleyen bir yapı olarak Demokrasi Feneri, ışığıyla geleceği aydınlatacak. 

24 Ocak 2020 Cuma

Eski MİT'çiden FETÖ elebaşına kumpas mektubu

Savcılığın, eski MİT'çi Barıner'i kaçırmaya teşebbüsten tutuklanan eski MİT'çi Altaylı hakkındaki iddianamesinde çarpıcı bilgiler yer aldı. Altaylı'nın bilgisayarından Gülen'e hitaben yazılmış İlker Başbuğ'u tehdit gösteren mektup çıktı
Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, emekli olduktan sonra FETÖ’nün kumpas davasında tutuklandı. Ergenekon Davası’nda müebbet hapse mahkum edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. Genelkurmay Başkanı Başbuğ, 26 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Ergenekon kumpası deşifre olunca Başbuğ hakkındaki dava düştü. Genelkurmay Başkanı’na nasıl kumpas kurulduğu ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmayla ortaya çıktı.

Savcılığın, eski MİT'çi Mehmet Barıner'i yurt dışına kaçırmaya teşebbüs ettiği gerekçesiyle tutuklanan eski MİT mensubu Enver Altaylı hakkında hazırladığı iddianamede çarpıcı bilgiler yer aldı. Altaylı'nın bilgisayarından Fetullah Gülen'e hitaben yazılmış mektup çıktı.

Altaylı, 2008 tarihli mektubunda “Muhterem Efendim” dediği Gülen'e, Başbuğ'un Genelkurmay Başkanı olmasına ilişkin bilgi veriyor ve “Yeni Genelkurmay Başkanı'nın zatı alinize ve yapılan hizmetlere bakışı son derece menfidir (olumsuz). Görev başlar başlamaz, bana bir dostumun sayılarının 7 olduğunu söylediği bazı generalleri yakın takip ve dinlemeye alınmaları konusunda verdiği talimat son derece üzücüdür.7 generalin izlemeye alınmalarının gerekçesi zatı alilerinize taraftar oldukları iddiasıdır” ifadesini kullanıyor.

Altaylı bir başka mektubunda ise kumpas davasında tutuklanan ve cezaevinde şüpheli biçimde hayatını kaybeden eski MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'na yönelik hedef gösteren ifadeler kullanıyor. Altaylı, “Şenkal Atasagun'un Özbekistan görevlisi olarak çalışan Kaşif Kozinoğlu, terfi ettirilmiş ve merkezi Taşkent'deki Orta Asya İstihbaratının başına getirilmiştir. Okulların kapatılma sürecinde en büyük ihanet payı, adı geçen bu şahsa aittir” diyor.

Altaylı, MİT'in de FETÖ iltisaklı 20 personelini izlemeye aldığını ve bu işin arkasında Kozinoğlu'nun olduğunu belirterek, “Başbakan, Müsteşar nezdinde teşebbüste bulunarak, Kozinoğlu'nun etkisiz hale getirilmesini ve 20 görevliyle ilgili izlemenin durdurulmasını temin edebilir. Ancak Başbakan'ın böyle bir inisiyatif kullanacağı kanaatinde değilim” diyor.

Eski MİT Mensubu Enver Altaylı ve damadı Metin Can Yılmaz, darbe girişimi sonrasında FETÖ'den ihraç edilen eski MİT mensubu Mehmet Barıner'i, yurt dışına kaçırmaya çalıştıkları iddiasıyla Ağustos 2017'de FETÖ'den tutuklanmıştı.

İddianamede Altaylı'ya “casusluk ve örgüt yöneticiliği” suçundan 35 yıla kadar hapis cezası verilmesi istendi. (Sözcü / Asuman Aranca)

FETÖ'cü eski MİT'çinin CIA bağlantısı ortaya çıktı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde, Enver Altaylı’nın darbe girişiminden 2 gün önce Türkiye’ye geldiği kaydedildi. İddianamede Altaylı'nın hassas bilgileri dezenforme ederek, CIA bağlantılı kişilere servis ettiği belirtildi
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, eski MİT personeli Enver Altaylı'nın da arasında bulunduğu 4 şüpheli hakkında yürüttüğü FETÖ soruşturmasında CIA bağlantılarına ulaşıldı.

Altaylı'nın devlet güvenliği açısından çok hassas sayılabilecek bilgileri dezenforme ederek, CIA bağlantılı kişilere servis ettiği kaydedilen iddianamede, “Şüphelinin bağlantılı olduğu ülkelerin ve devletlerin çıkarları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti'nde destabilizasyon, dezenformasyon, kara propaganda ve soğuk savaş metotlarını kullanarak ülkede kaos ortamı oluşturacak nitelikte faaliyetler yürüttüğü” aktarıldı. İddianamede Altaylı'nın çok sayıda CIA mensubu ile ilişki kurduğu da vurgulanarak, Türkiye'de CIA adına görev yapmış Ruzi Nazar ve Duanne Claridge'e hayranlık duyduğu ve etkisinde kaldığı ifade edildi. Altaylı'nın CIA'nın eski Orta Amerika şefi Alen Fiers ile 53 kez telefonla görüştüğü iddianamede yer aldı.

İÇ KARIŞIKLIK PLANLARI

15 Temmuz'dan iki gün önce Ankara'ya geldiği belirlenen Altaylı'nın darbe girişiminden 4 ay önce de iç karışıklık ve halkı ayaklandırmaya yönelik faaliyetler yürüttüğü iddianamede yer aldı. İddianamede, şüphelinin 18 Şubat 2016'da Türkiye'de bir askeri darbe ortamı hazırlanmasına yönelik rapor hazırladığı ifade edildi. Altaylı'dan ele geçirilen dokümanlar içinde “A Search for Truth-Gerçeği Aramak” isimli bir rapor olduğu, bu raporun ayrıntılı zaman çizelgesi bölümünde ise darbe girişiminin gerçekleştiği önemli yerlerin, harita üzerinde işaretlendiği ifade edildi.

Eski MİT'çi Altaylı'da bulunan dokümanlar arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ‘Hedef olarak tespit edildiği'ne ilişkin belge ve 15 Temmuz gecesi kaldığı Marmaris Koyu'nun haritası da çıktı. (Sözcü)


FETÖ'cü Altay MHP'ye başkan olacakmış

FETÖ'cü eski MİT elemanı Altaylı hakkındaki iddianamede siyasetteki izleri de ortaya çıktı. Her parti ile teması olan Altaylı, FETÖ elebaşına yazdığı mektupta MHP Başkanı olmasını Bahçeli, Bölükbaşı ve Atasagun'un engellediğini ifade ediyor
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın eski MİT görevlisi Enver Altaylı soruşturması hakkında hazırladığı iddianame, bu kişinin her siyasi parti ile olan ilişkilerini ortaya koydu. İddianameye göre darbe girişiminden 2 gün önce Ankara'ya giden Altaylı, 15 Temmuz akşamı AKP Milletvekili Mücahit Arslan (Ali İhsan Arslan) ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik'in danışmanı Furkan Torlak ile görüştü. Bir belgeye göre Altaylı, AKP Ankara il teşkilatı yöneticisi İntikam Barış Yıkılmaz'a, “Hafta içi Ankara'ya gelmeyi düşünüyorum, bomba bilgilerle…” mesajı gönderdi.

Altaylı'nın, FETÖ elebaşına gönderdiği mektupta, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e danışman olması için tavsiyede bulunmasına teşekkür ettiği görülüyor. Süleyman Demirel, Turgut Özal, Alpaslan Türkeş gibi isimlere danışmanlık yaptığını da açıklıyor. Demirel ile görüşüp kendisine bir rapor verdiğini de anlatan Altaylı, Gül dönemini kastederek “Kayseri Milletvekili Taner Yıldız ile görüştüm. Cumhurbaşkanı nezdinde görev almam konusundaki gayretlerinize teşekkür ederim ama olmadı. Devlet Bahçeli, Deniz Bölükbaşı ve Şenkal Atasagun engelledi. İftira kampanyaları olmasa, MHP lideri olmam da kuvvetle muhtemeldi'' diyor.

CHP VE BBP'YE DE SIZMIŞ…

İddianamede, Kemal Kılıçdaroğlu'nun danışmanı Rasim Bölücek'in, Altaylı ile ilişkilerine de yer verildi. Altaylı'nın cep telefonundan, Bölücek'in ABD'de bulunan FETÖ üyesi Şakir Şen isimli bir kişiyle yaptığı mesajlaşmalara ilişkin görüntüler çıktı. İddianamede BBP eski Adana Milletvekili Orhan Kavuncu'nun da Altaylı'ya tutuklanmasından sonra düzenli biçimde para gönderdiği ifade edildi. (Sözcü)

FETÖ'cü MİT elemanı Altaylı Türkiye'yi ABD'ye şikâyet etmiş

Eski MİT’çi Altaylı'nın tüm bağlantıları tek tek ortaya dökülüyor. Altaylı’nın cep telefonundan, Trump’un eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Flynn’e yazdığı mektup çıktı. Altaylı mektubunda, 15 Temmuz darbe girişimini “komplo” diye nitelendiriyor
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, eski MİT personeli Enver Altaylı'nın da arasında bulunduğu 4 şüpheli hakkında yürüttüğü FETÖ soruşturmasında ilginç bağlantılara ulaşıldı.

Enver Altaylı'nın cep telefonundan ABD Başkanı Donald Trump'un eski Ulusal Güvenlik Danışmanı General Michael Flynn'e, 15 Temmuz sonrası yazdığı mektup çıktı. Ankara Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianameye göre Enver Altaylı, General Flynn'e, Rusya'nın Türkiye'de büyük bir oyun oynadığını öne sürerek, mektubunda 15 Temmuz için şu yorumu yaptı:

TÜRKİYE'NİN LOBİ FAALİYETLERİNİ YÜRÜTTÜ

Michael Flynn'in bir dönem, Türkiye adına yasa dışı lobi faaliyeti gerçekleştirmekle suçlandı. Flynn, Gülen'in iadesi için lobi faaliyetleri yürütmek üzere Türk hükümeti ile anlaşma yaptı. Ancak bu anlaşmayı Adalet Bakanlığı'na bildirmedi.

MOSKOVA YANLISI SUBAYLAR

“Türk ordusunda 364 general ve amiral vardır. Darbe teşebbüsünde bunların yarıya yakını yer almıştır. Bundan darbeyi onaylıyorum anlamı çıkmasın. Ancak burada bir oyun ve komplo olduğu kanaatindeyim. Erdoğan hükümeti darbeyi dini bir akıma mensup subayların organize ettiği ve bu dini cemaatin arkasında Washington'ın olduğu imajını yerleştirmeye çalışıyor. Ordu içinde Moskova yanlısı subaylar vardır. Bunların büyük çoğunluğu Doğu Perinçek isimli bir eski komünistin kontrolünde. İşin ilginç yanı hayatında tek emeli sol bir darbe yapmak olan Perinçek yandaşı bir tek subay darbede yer almamıştır. Darbeciler arasında Fetullahçı subaylar vardır. Rusya yanlısı olmayan general ve amirallerin büyük çoğunluğu ise iştirak etmiştir. Türk kamuoyunda yaygın imaj şudur: Darbeyi ABD'den talimat alan Fetullahçı subaylar yapmıştır. Kamuoyunda cemaat konusunda öyle bir imaj yaratılmıştır ki, Fetullahçı olmak çok pis bir şeydir. Şimdi ordu içinde bu yafta boynuna asılarak yüzlerce subay tasfiye edilecektir.”

YILDIRIM'IN SÖZLERİ

Mektubunda kalkışma sonrası dönemin Başbakanı Binali Yıldırım'ın sözlerini de değerlendiren Altaylı, “Türkiye Başbakanı, Gülen'i koruyan bütün ülkelerin düşman olduğunu ilan etti. Şu anda Gülen ABD'de olduğuna göre, Türkiye Başbakanına göre ABD de düşman” diyor. Altaylı, savcılık ifadesinde ise Flynn ile görüştüğünü ve iki Türk bakan ile de temas kurdurarak, FETÖ aleyhinde açıklama yapmasını sağladığını öne sürdü.

FETO KAÇIRILACAKTI

Altaylı savcılık ifadesinde ise General Flynn ile görüştüğünü ve bu sayede FETÖ aleyhinde beyanat vermesini sağladığını öne sürdü. Altaylı ifadesinde şunları söyledi: “THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Tuğcu (Aycı) ile Zürih'te görüştüm. O da bakanlarla görüştü ve bakanlar ABD'ye geldi. Flynn, FETÖ'nün iade edilmesine ya da Amerika'dan çıkarılmasını söyledi. ‘Bu adam İŞİD gibidir, bu ülkede yeri olamaz' diye beyanat verdi. 2 bakan, General Flynn ile sabah kahvaltısı yaptı. Flynn, Gülen'in ABD'den Türkiye tarafına kaçırılmasına yardımcı olacağını dahi söyledi. Bu konu basına intikal edince Flynn istifa etti. ABD'li bakana bu konuşmayı ben yaptırdım.'' (Sözcü)